

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE

BASININ SORUMLULUĞU
Basın Özgürlüğü
Demokrat rejimlerde kişi özgürlüğü, iletişim özgürlüğü ve serbest Pazar ekonomisi vazgeçilmez temel unsurlardır. Basın özgürlüğünün sınırı, kişi özgürlüğünün sınırıdır. Basın özgürlüğü, kişi özgürlüğünün sınırlarına tecavüz edemez.
Çoğu ülkenin anayasalarında iletişim özgürlüğüne yer verilmiştir.
"Ancak" ile başlayan bir takım kısıtlamalar da eksik değildir.
Çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü, demokratik sistem ve hukuk devletinin gereklerine uygun olarak, basının da özgür olması çok doğaldır. Tüm iletişim araçları gibi, basının da haber ve bilgi dolaşımı gerçekleştirme niteliğiyle, halkın bilgilenmesini sağlayan önemli bir araç olduğu kesindir. Çağdaş demokratik anlayış da bunu gerektirmekte, bununla anlam kazanmaktadır.
Basın, kamuoyunun oluşturulmasında önemli bir görev
üstlenmiştir. Demokratik sistemin sağlıklı biçimde işleyebilmesinin temel
koşullarından biri de basın özgürlüğünün tam ve çağdaş anlamda
gerçekleştirilmesidir.

Özgür basın, ifade özgürlüğünün
merkezinde yer alır. ABD Anayasasının birinci maddesi "Kongre ifade özgürlüğünü
ya da basın özgürlüğünü kısıtlama altına alacak hiçbir yazı çıkaramaz"
demektedir.
Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin 10. maddesi şöyle düzenlenmiştir:
-
Herkes ifade hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müsaadesi
olmaksızın ve ulusal sınırlara bakılmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve
düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü içerir.
-
Bu özgürlükler kullanılırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi
gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü ya da kamu güvenliği, genel
sağlık ve ahlakın korunması, şeref ve hakların korunması amacıyla hukukun ön
gördüğü yasak ve yaptırımlara tabi tutulabilir.
Herkes, haberleşme hürriyetine
sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde,
usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde de kanunla yetkili kılınan merciinin emri bulunmadıkça; haberleşme
engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve
kuruluşları kanunla belirtilir.

Basın Meslek İlkeleri'nin
önsözünde şöyle denmekte:
İletişim Özgürlüğünü, ülkemizde
insanca yaşamanın, saydam bir yönetime kavuşmanın ve demokratik sistemin temel
koşulu sayan biz gazeteciler; kanun koyucunun ve öteki kurum ve kişilerin
iletişim özgürlüğünü kısıtlamalarına her zaman ve her yerde karşı çıkacağız.
İletişim Hakkı
İletişim, toplumsal bir olay ve gereksinimdir. İletişim olmasa toplumsal
hayatın
sürmesi imkansızlaşır. Fakat
gazete sahibi, editörü ve yazarlarının bu hakkı, kişisel yararları için
kullanmamaları gerekir.
İletişim hakkı, bireyin vazgeçilmez haklarından biri olarak kabul
edilmektedir. İletişim hakkının kullanılmasında, karşılıklı yükümlülükler ve
zorunluluklar bulunduğu gibi saygı ve hoşgörü ilkeleri de yer almaktadır.
İletişim haklarının kullanılmasında ayrıca toplumsal, kültürel ve ekonomik
etmenlerin yanı sıra, yöresel özellikler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bazı demokratik toplumlarda iletişim yoluyla bilgiye ulaşma, genelde bir
hak olarak düşünülür. Bilgi edinmenin yalnızca bir hak değil, bir gereksinim
olduğu gözden kaçar. Bilgi olmadan birey kendini toplumun bir parçası olarak
hissedemez.

Basının Sorumluluğu
Basının Hakları olduğu gibi sorumlulukları ve uyması gereken bazı ahlaki
kuralları da vardır. Basın; dürüst, tarafsız olmalı, kamu yararı gözetmeli,
kişilik haklarına ve özel yaşama saygılı olmalı, kişisel çıkar düşünmemelidir.
İletişim özgürlüğünün kullanılmaya başlandığı noktada bu özgürlüğü
kullanım sorumluluğu başlar. Özgürlük ve sorumluluk dünyaya yapışık gelmiş ve
aynı organları ortak kullanan ikiz kardeş gibidirler. Bu yapışık ikiz kardeşler
birlikte yaşamak için dünyaya gelmişler. Bu ikizler, en ehil cerrahlar
tarafından bile birbirinden ayrılmak istendiğinde büyük bir olasılıkla ikisinin
de yaşama olanakları kaybolur. Özgürlük ve sorumluluk, bütünün olmazsa olmaz iki
temel unsurudur.
1926 yılında Profesyonel Gazeteciler Cemiyetinin çıkardığı Sigma Delta
CHİ Ahlak Yasası, gazetecilerin görev ve sorumluluklarını şöyle açıklamaktadır:
Kamunun, kendisini ilgilendiren önemli olaylardan haberdar olma hakkı, kitle
iletişim araçlarının görevlerini biçimlemektedir. Haber dağılımı ve kamuoyunun
aydınlatılması, genel fayda ve yarara hizmet eder. Kamuoyu temsilen yürüttükleri
bu görevi suistimal eden gazeteciler kendilerine gösterilen güveni kötüye
kullanmış olurlar.

Kitle iletişim araçları, kamuyla ilgili tartışma ve bilgileri, anayasal
haber alma, iletme görev ve hakları çerçevesinde yerine getirir. Kamunun
aydınlatılmasının, adaletin yerine gelmesinde katkıda bulunacağına ve anayasal
görevimizin gereği, kamunun gerçeği bilme hakkı çerçevesinde aramak olduğuna
inanıyoruz. Bu sorumluluklar gazetecinin görevlerini zeka, açıklık, kesinlik ve
adaletle yerine getirmelerini zorunlu kılar.
Armağan, iyilik, bedava seyahat, özel uygulama ve ayrıcalıklar
gazetecilerle, işverenler arasındaki bütünlüğe zarar verebilir. Değerli hiçbir
şey kabul edilmemelidir.
İkinci bir iş, politik yan tutmaktan, gazeteciler ve işverenlerin
bütünlüğünü zedelemesi halinde uzak durulmalıdır.
Özel kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrulanmaksızın ya da haber
değeri, taşımadıkları halde yayınlanmamalıdır.
Gazeteciler, engellere rağmen kamu yararına hizmeti dokunacak haberleri
araştıracaklardır.
Gazeteciler bilgi edindikleri özel kaynakların gizliliğinin korunmasına
saygı gösterirler.
Kamu Yararı
3984 Sayılı kanunun 4. maddesi iletişim özgürlüğünü halk adına
kullananların öncelikle ve özellikle, eylemlerini "Kamu hizmet anlayışı" ile
hazırlamalarını ve kamu yararı gözetmelerini zorunlu kılmıştır.
Haberi oluşturan en temel unsur kamu yararıdır. Haberin hazırlanmasında
ve sunulmasında halkın haber alma ve bilgi edinme hakkına meşruiyet kazandıran
"kamu yararı" gözetilmemiş, bunun yerine ticari kaygılar ve subjektif ve
konjonktürel etkiler ön plana çıkmışsa; haberin temel öğesi olan "kamu yararı"
yok sayılmış demektir. Dolayısıyla bu anlayışla hazırlanan haber, program bireyi
ve toplumu gözetmeyen ve odağında kamu hizmet anlayışı ve kamu yararı olmayan ve
3984 sayılı kanunun ruhuna aykırı bir uygulamadır.
Habere konu olan bazı olaylarda, kişilik haklarına saldırıda bulunulmuş
olsa dahi, kişinin hakları feda edilebilir. Yani kamu yararı, kişilik
haklarından daha üstün tutulabilir. Bu seçim açısından en önemli koşul, haberin
verilmesinde bir kamu yararı bulunmasında kamu yararı yoksa, gazeteci için
"haber verme hakkından söz edilemez."
Haber, kamunun ilgisini çekecek nitelik taşımalıdır. Bilinmesinde kamu
yararı olmayan bir haber, kamunun ilgisini ya da merakını çekse bile haber verme
hakkının koşulu sayılmayabilir.
Basının Tarafsızlığı

Bireyin toplumsal yapısı ve düşüncesi tarafsız değildir. Bireyin, kendine
sunulan öneriler, bir konu ya da ulaştırılan bir mesaj hakkında daha önceden az
çok olumlu ya da olumsuz bir fikri vardır. Kant'a göre de, rasyonel sayılan
günümüz insanı, aklının söylediğinin yanı sıra, duygular, tutkular, arzular gibi
başka faktörlerden de etkilenir.
Haber izlemek, seçmek, araştırmak, düzeltmek, yazmak ve de yayımlamak,
özetle haber üretimi, bir eylem dizisidir. Birey gerçekleştirdiği her eyleme
kişiliğini koyar. Kişilik, öncelikle genlerin, daha sonra ailenin, yakın
çevrenin, eğitim kurumlarının, iş ortamlarının, yaşanılan yörenin, coğrafi
konumun, ülkenin, kıtanın, iklimin, uzak çevrenin, manevi değerlerin,
inançların, dinin, toplumsal ilişkilerin etkisiyle oluşur.
Gazeteci, haber yazan, yazı yazan, araştıran, fotoğraf çeken, karikatür
çizen, sayfaları düzenleyen kişidir. Hiç kimse, gazetecinin tarafsız olduğunu
iddia edemez. Nasıl herkesin bir görüşü varsa, gazetecinin de görüşü vardır.
Ancak haberlerini tarafsız yazmak zorundadır. Ancak köşesi olan ve orada yazı
yazan bir gazeteci, ister istemez taraftır. En önemlisi, bu taraf olma olayının
arkasında, kişisel çıkar bulunup bulunmadığıdır. Bunun da ötesinde, gazetecilik
ahlakına ve kişisel ahlaka ters düşen şeyler yapıp yapmadığıdır.
Haber üretiminin her aşamasında; önyargılı davranmamak, olayın gerçek
olduğunu belgelemek, olaya duygu karıştırmamak, olaya politik ya da ekonomik
görüşleri katmamak, olguları saptırmamak, olayları küçültmemek, olguları
abartmamak, özel bir amaca hizmet etmemek, yorum yapmamak gibi ilkeler göz ardı
edilmemelidir.
Devlet tarafından güdülmeyen, sansüre tabi tutulmayan kitle iletişim
araçları, özgürlükçü demokrasinin temel öğelerinden biridir. Ancak, devletler,
bazı kuruluş ve kişilerden doğrudan, bazen de dolaylı biçimde maddi destek alan
kitle iletişim araçlarının tarafsızlığından, bağımsızlığından dolayısıyla
demokrasiye katkılarından söz edilemez.
Basının Kişilik Hakları ve Özel Yaşama Saygısı

Kişilik hakları, kişiye bağlı haklardan olduğundan, başkasına devredilemez.
Bu haklardan kural olarak vazgeçilemez. Kişilik haklarını, kişinin
toplum içindeki saygınlığını ve kişiliğini, serbestçe geliştirilmesini sağlayan
öğelerin tümü üzerindeki hakları olarak tanımlamak mümkündür. Kişinin onur ve
saygınlığını, toplum içinde ortadan kaldıran ya da zedeleyen tüm saldırılar
"kişilik hakkına" saldırı olarak kabul edilir.
Özel yaşam, kişinin gizli tutmakta doğrudan doğruya kendisini
ilgilendiren ve kişisel çıkarı bulunan konulardır. Özel yaşamın ihlali ise,
kişinin belirlenen nitelikteki yaşamının gizlilik niteliğinin ortadan
kaldırılması ya da ona müdahale edilmesidir. Korunan özel yaşam, herkes
tarafından bilinmeyen bir yaşamdır. Özel araştırma ve bilgi edinmeyle sağlanan,
kişiye ait özelliklerin öğrenilmesi, 'özel yaşam'dır. Kişinin yaşam çevresi üçe
ayrılır:
1-
Kişinin ortak yaşam alanı: Kişi tüm topluma açıktır. Toplumsal ilişkiler
içinde yaşamını sürdürür. Gizli yönü yoktur. Bu alanla ilgili açıklamaların
hiçbiri hukuka aykırı nitelik taşımaz.
2-
Kişinin özel yaşamı: O kişinin sadece çevresi tarafından bilinen
yaşamıdır. Bu yaşam, belirli bir nedenle birlikte bulunmaktan doğan olanakların
sonucu öğrenilebilen yaşamdır.
3-
Kişinin gizli yaşamı: Kişinin sadece kendisi için saklı tuttuğu,
başkalarından gizlediği yaşam alanıdır. Ancak o kişinin iznine bağlı olarak
öğrenilmesi hakkı vardır. Özel yaşam sır niteliğindedir. Özel yaşamın
gizliliğini ihlal eden fiiller, hukuka aykırı nitelik taşır.
Özel yaşamla ilgili bilgilerin,
sır sahibinin rızası olmaksızın, hukuka aykırı yollarla elde edilmesi durumunda,
yapılacak yayın fiilinin de hukuka aykırı olacağı genellikle kabul edilir.
Basının Dürüstlüğü
Zaman zaman bazı basın ve basın mensupları kişisel menfaatleri için basın ahlak kurallarına ve dürüstlüğe aykırı tutumlar içine girmişlerdir. Times gazetesi bile kuruluş yıllarında kişi ve kuruluşlar hakkında yanlış ve kasıtlı haberler yazmış. Bu kişi ve kuruluşlar tekzip haklarını kullanmak istediklerinde onlardan tekzibi gazeteye koymak için para talep edilmiştir.
Gazeteci, mesleğini kullanarak bir kurum ve kişiden maddi kazanç
sağlayamaz. Doğruluğuna emin olmadığı haberi gazeteye koymaz. Haberi en az iki
kaynaktan doğrulatarak yazar. Gazete, haberlerde yansız ve dürüst olmalıdır.

Basında Özdenetim
Dünyada ve ülkemizde siyasi otorite, basına bazı olanak ve ayrıcalıklar
tanıdığı gibi ağır veya hafif cezai yaptırımlar da koyabilmektedir.
Basın mensupları, bu olanak ve ayrıcalıkların kalkmasını önlemek, cezai
yaptırımların kalkmasını en azından hafifletilmesini sağlamak, okuyucuyu bazı
yanlış haberlerden koruyabilmek, kendi aralarına karışan bazı kötü niyetli ve
dürüst olmayan gazetecileri disiplin altına almak maksadıyla bir kendi kendini
denetim mekanizması düşünmüşlerdir.
Gazeteler, kendi özdenetim sistemini kurarak, devletin basına karışmasını
önlemek, meslek ahlakını korumak ve basına saygınlık kazandırmak istemişlerdir.
Bu maksatla "Basın Şeref Divanı", "Basın Konseyi" gibi gönüllü kuruluşlar
düşünülmüştür.
Bu kurumların oluşmasında temel kaynak, 1948 yılında Birleşmiş Milletler
tarafından kabul edilen "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" olmuştur. Bu
beyannamelerde kişi haklarına saygı, kamu düzeninin korunması esas alınmıştır.
Daha sonraları Unesco tarafından basın ahlak ilkeleri yönünde yeni kurallar
ortaya konmuştur.
Dünyada ilk Basın Ahlak Yasası, Birinci Pan Amerikan Basın Konferası'nda
kabul edilmiştir. Gerek bu konferansta kabul edilen gerekse Unesco tarafından
ortaya konan ilkeler birbiriyle benzerlik taşır.
Bu kurallardan bazıları; dürüstlük, objektiflik, haberlerin doğruluğunu
araştırmak, olayları kışkırtmamak, olayları gizlememek, düşünce özgürlüğünü
savunmak, savaş çığırtkanlığı yapmamak, uydurma ve abartılmış haber
yayınlamamak, kişinin özel hayatına saygı göstermek, özel yararlar sağlamamak
gibi.
Dünyada Basın Konseylerinin kuruluşunun aşağı yukarı 50 yıllık bir
geçmişi vardır. Dünyanın birçok ülkesinde Basın Konseyleri kurulmuştur. Fakat
bunlardan en başarılı olanları İngiltere ve Almanya'daki konseyler olmuştur.
Medya dünyasında etik ya da özdenetim anlayışı, gazeteciliğin ilk olarak
geliştiği Batı'da ortaya çıkmıştır. Batı dünyasında "etik" denilince, akla
okurun güvenini kazanmak ve korumak amacıyla gazeteciler tarafından alınan
önlemler akla gelir. Etik, görece özgür biçimde çalışan gazetecilerin, artan
çeşitli baskılara karşı kendilerini ve mesleklerini korumak, okurun güvenini
kazanmak amacıyla uymaya söz verdikleri kurallar olarak ortaya çıkmıştır.
Avrupa'da, tüm kıtayı kapsayacak
biçimde, bir gazetecilik "etik"i oluşturulması çabasının üç önemli taşı, 1954
Bordeaux Bildirgesi, 1971 Münih Bildirgesi 1993'te Avrupa Konseyi'nde hazırlanan
aynı yöndeki bir metindir.
Basın Ahlak Yasaları ve İlkelerini saptayan ve bunlara uyulmasını
sağlayan kuruluşlar iki ayrı isimle adlandırılır. Bunlar; Basın Şeref Divanı ve
Basın Konseyleridir. Son zamanlarda ikinci isim daha çok kullanılmaktadır.
Profesör Sulhi Dönmezer oto kontrolü yapacak basın kuruluşlarını ikiye
ayırmıştır.
1. Gönüllü, rıza ile meydana
getirilen kuruluşlar
2. Kanuna dayanan, kanun
yetkileri, kanunun gösterdiği müeyyideleri uygulayan kuruluşlar.
Türkiye'de birinciye örnek Basın Şeref Divanı ve sonradan bunun yerine
kurulan basın konseyidir. İkinciye örnek ise 1938'de kanunla kurulan Basın
Birliği'dir.
Türkiye'de Özdenetim
1938 yılında kabul edilen Basın Birliği Kanunu ile Türkiye'de yayınlanan
gazete ve dergilerin sahipleri ile bunların ve haber ajanslarının yazı, haber,
resim, fotoğraf ve düzeltme işlevinde ücretle, devamlı ve düzenli bir biçimde
çalışarak, bu işi kendine meslek edinen kimseler zorunlu olarak Basın
Birliği'nin çatısı altında toplanmıştı. Meslekle ilgili sorunların çözümü için
Meslek Haysiyet Divanları da ilk kez bu yasayla kurulmuştur. Bu yasa batılı
ülkelerde benzeri bulunmadığı gerekçesiyle 1946'da kaldırıldı. 1946'da İstanbul
ve İzmir Gazeteciler Cemiyetleri gönüllü olarak kurulmuştur.
Basın Ahlak Yasası
Türkiye'de özdenetim uygulaması ilk olarak 1960 yılında mümkün olmuştur.
24 Temmuz 1960 tarihinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Türkiye Gazeteciler
Sendikası'nın ortak girişim sonucu düzenlenen törenle, Basın Ahlak Yasası
gazeteciler ve yayın kuruluşları temsilcileri tarafından imzalanmıştır.
Uygulamaları denetlemek için de Basın Şeref Divanı kurulmuş ve 24 Temmuz
"Basın Bayramı" ilan edilmiştir. 24 Temmuz aynı zamanda İkinci Meşrutiyet'in
ilanı ve sansürün kaldırılması tarihidir. Bütün gazeteler, Basın Ahlak Yasası'na
ve Basın Şeref Divanı'nın kararlarına uymayı kabul ve taahhüt etmişlerdir.
Basın Ahlak Yasası'nın bazı hükümleri şunlardır: Gazetecilik mesleği,
kişisel yarar için ve kamu zararına kullanılamaz. Ahlaka aykırı ve müstehcen
yayın yapılamaz. Şeref ve haysiyetlere karşı haksız yayın yapılamaz, kişi ve
kurumlar aleyhinde iftirada bulunulamaz. Din istismarı yapılamaz. Haberler
doğruluğuna emin olunmadan yazılamaz. Taraf tutan fikirler haber metninde
verilemez. Yayınlanmamak kaydiyle verilen bilgiler yayınlanamaz. Yanlış yayınlar
dolayısıyle gönderilen tekzipler en kısa zamanda yayınlanır..