Ana Sayfa
Group box BELGESEL YAPIMCILIĞI / YÖNETMENLİĞİ / KAMERA / KURGU / MONTAJ / SUNUCULUK / SESLENDİRME / SENARYO  / ÇİZGİFİLM / 3D ANİMASYON / FOTOĞRAFÇILIK / TV PROGRAM YAPIMCILIĞI 
KURSLARIMIZA KATILMAK / ÇALIŞMALAR İÇERİSİNDE BULUNMAK İÇİN:




Filmler

Objektif içinden geçen ışık huzmelerinden oluşan görüntünün elde edilebilmesi için ; Saydam bir yüzeye sahip. Üzerine Gümüş bromür, Gümüş klorür, Gümüş iyodür gibi ışığa duyarlı bileşiklerden sürülmüş maddedir. Bunlar pozlandırılmış alan içerisinde aydınlık ve karanlık bölgelerin farkını ortaya çıkaracak kimyasallarla banyo edilirler.

Filmlerin Sınıflandırması Boyutlarına Göre Film boyutları büyüdükçe fotoğraf baskılarında ve görüntülerinde keskinlik artar. Film boyutları küçüldükçe baskılarda ve görüntülerde keskinlik azalır. Büyük 10x12,5 cm, 20x25 cm ve daha büyük boy filmlerdir. Orta Roll fimler yani 4,5 veya 6cm genişliğinde 80cm uzunluğunda şerit halindeki filmlerdir.
Küçük
18x24 mm veya 24x36 mm boyutlarındaki filmlerdir. Minyatür C110 denilen filmler minyatür filmler sınıfına girer. Hızlarına Göre Film hızları arttıkça; Işık ihtiyacı azalır. Pozlama süresi azalır.
Fotoğrafı oluşturan en küçük nokta yani grenler büyür. Grenlerin büyük olması fotoğrafın baskısında keskinliğin azalmasına neden olur.
Film hızları azaldıkça; Işık ihtiyacı artar. Pozlama süresi uzar.
Grenler küçülür.
Yavaş (16-40 ASA* ) Poz süresi uzundur. Film üzerinde fotoğrafı oluşturan gerenleri çok küçük olduğundan baskılarda yüksek keskinlik verirler . Işık sorunu olmayan yerlerde veya durağan konuların çekimlerinde kullanılırlar. Orta Hızlı ( 50-100 ASA* ) En çok kullanılan film hızıdır. Normal bir görüntü ve keskinlik verirler.
Daha çok dış çekimlerde durağan veya az hareketli konular için uygundur.

Hareketli konuların çekimlerinde veya uygun ışık koşullarının olmadığı zamanlarda kullanılırlar. İri grenli olduklarından bu filmden yapılan baskıların keskinliği azalır. Manzara veya portre konularında daha sık kullanılır Çok Hızlı ( 800-3200 ASA* )
Çok hareketli konuların veya gece fotograflarının çekimlerinde kullanılır. Grenleri çok iri olduğundan bu tür filmlerden üretilen baskıların keskinliği daha da azalır. Yeterince aydınlanmamis kapalı mekan çekimlerinde kullanılır. ASA değerleri aritmetik dizi özelliği gösterir. 100 ASA'lık bir film 50 ASA'lı filmden iki katı daha duyarlıdır.
ASA*

12
50
64 100 160 400 800
DIN*
12
18 19 21 23 27 30
(*) DIN (Alman Standartlar Entitüsü tarafından belirlenmiş film hız birimidir)
DIN değerleri her üç birimde bir çift artar.
24 DIN'lik bir film 21 DIN'lik filmden iki katı daha duyarlıdır.
Siyah Beyaz Filmler Esnemeyen birçok taban üzerine kaplanmış gümüş bileşiklerinden oluşur. 1mm² bir milyon kristal (gren) bulunur.
Kaplama üzerindeki ince jelatin gümüş bileşiklerinin zarar görmemesini ve filmin banyo ve kurutma sırasında kıvrılmasını önler. Elde edilen negatif filmden, pozitif bir görüntü elde edebilmek için negatif siyah-beyaz kağıda baskıları yapılır.
Renkli Negatif Filmler Bütün renkli filmlerde üç fonksiyonel ışığa duyarlı bileşik tabakadan meydana gelir.
Her tabaka bir ana renge karşı hassastır. Bu tabakaların üstten itibaren sırası: mavi, yeşil ve kırmızıdır. Mavi ışığın yeşil ve kırmızıya duyarlı diğer tabakalara etki etmemesi için maviye duyarlı tabakanın altına bir sarı filtre tabakası konmuştur.
Bu tabaka geliştirme işleminden sonra saydam hale gelir. Amacı beyaz ışıktan maviyi çıkararak alttaki tabakaları etkilemesini önlemektir.
Renkli filmlerde her bileşik tabakası ışığa duyarlılığı sağlayan gümüş bileşikleri içerirler.
Geliştirme banyosunda meydana gelen boyama maddeleri her bileşiği kendi karakterine uygun boyar. Daha sonra gümüş bileşikleri filmden temizlendikten sonra geriye sadece boyama maddeleri kalır.
Eğer banyo işlemlerinden sonra negatif tabakaları ayırabilseydik. En üste maviye duyarlı tabakada orijinali mavi olan yerler sarı, yeşile duyarlı olan tabakada orijinali yeşil yerler megenta, kırmızıya duyarlı tabakada orijinali kırmızı yerler cyan olarak görünürdü.
Renkli Pozitif Filmler Renkli pozitif filmler projeksiyon veya direkt baskı amaçlı kullanılırlar.
Pozitif görüntü oluşumu için film önce Siyah Beyaz geliştiricide yıkanır daha sonra renklerin oluşması için ikinci banyo da yıkanır.
Siyah Beyaz Pozitif Filmler Renkli pozitif filmler gibi kullanılır.
Film bileşikleri Renkli negatif filmlerdekine benzer olup sadece siyah-beyaz ve tonlarını ortaya çıkaracak bileşiklerden oluşmuştur. Siyah beyaz fotoğrafı seven ve baskısını yapamayan kişiler tarafından kullanılır. Ama henüz kendine renkli negatif filmler gibi bir yer bulamamıştır.
Polaroid Filmler Anında görüntü veren üç renge duyarlı bileşik taşıyan filmlerin her birinde boya hazır olarak kart üzerinde bulunmaktadır.
İşleme polaroid film kullanan makinada pozlandırma ile başlanır. Film kameranın altında görünen ucundan çektiğinizde pozlandırdığımız kısım ile boya taşıyıcı kağıt silindirler arasından geçerek kesedeki kimyasal araya homojen olarak yayılır ve yüzyüze gelerek dışarı çıkarlar.
Gelişme işlemi başlamıştır.
Işıktan etkilenen bileşikler karşılarına gelen yüzeydeki boyayı tutar. Boya diğer tarafa aktarılır.
Örneğin maviye duyarlı bir tabakada, üzerinde hiç mavi olmayan bir görüntü sadece sarı rengin aktarımına sebeb olur. Yeşile duyarlı tabakada eğer görüntüde yeşil yoksa magenta aktarılır. Beyaz bölgelerde hiç bir boya aktarımı olmaz, siyah bölgelerde ise tüm boyalar aktarılır.
Yüzyüze gelmiş negatif ve pozitif dışarı çıkarıldığında alıcı tabaka bütün renkleri taşıyan bir pozitiftir.
APS - Advanced Photo System Film formatı 35mm'den daha küçük olup 24mm eninde 15, 25 veya 40 adet film boyutlarında olarak kartuşa yerleştirilmiştir. Her bir kare 9/16 oranında film üzerine kaydedilir ve isteğe göre 2/3, 9/16 veya 1/3 oranında üç değişik (klasik, Orta ve Panoramik) formatta basılabilir.
Filmin makinaya kolay takılması, Fotograf makinasının küçük olması, index sayfasına (makinanın özelliklerine göre) fotoğrafçının adı, çekim tarihi, mekanlar, baskıyı yapan stüdyonun adı, film numarası gibi bilgiler basılabilmesi ve daha sonraki baskılar icin kolaylık sağlaması, film bitmeden film kartuşunun değiştirilebilmesi gibi özellikleri APS filmlerin kullanımını artırmaktadır.


Işık
Fotoğrafın her şeyidir. Fotoğraf onunla var olur onunla yok olur. Yani fotoğrafı yapan ne siz ne de biziz fotoğrafı fotoğraf yapan ışıktır.

Işığı bir kaynaktan her yöne doğru dalgalanarak yayılan parçacıklar olarak düşünebiliriz.
Bu parçacıklar çekim süresince sizlere filmler kısmında anlattığım ışığa duyarlı bileşiklere yani film düzlemine çarparak fotoğrafı oluşturur. Cisimler ana ışık kaynağı güneşden veya suni ışık kaynaklarından aldıkları ışık parçacıklarını helozonik dalgalı bir şekilde saniyede 300000 km'lik bir hızla yansıtırlar.
Bütün ışık türlerinin hızı aynıdır ama dalga boyunları farklıdır. Dalga boyu ışığın niteliğini belirler. Dalga boyu kısa olan güçlü, uzun olan güçsüz ışıktır.
Görebildiğimiz en uzun dalga boyu kırmızı, en kısası mavi ışıktır. Kırmızının güçü renklerde olduğu gibi burada da teknik olarak karşımıza çıktı.
Işığın Özellikleri Işık Şiddeti Işık kaynağından yayılan ışığın gücüdür.
Kontrast
Fotoğrafta en karanlık ve en aydınlık bölümler arasındaki ışık yoğunluğudur. Örneğin; Işık kaynağından yayılan ışığın konuyu her yönden eşit bir şekilde aydınlatması sonucu (bulutlu havada çekilen) fotoğrafta kontrast düşük olur. Bunun karşıtı ışığın tek bir yönden konuyu aydınlatması sonucu (güneşli havada çekilen) fotoğrafta kontrast yüksek olur. İyi bir fotoğraf için kontrast ana etkenlerden birisidir.
Fotoğrafta kontrast ne fazla ne eksik olmalıdır.
Yüksek konrast koyu gölgelerden parlak beyaz aydınlıklara kadar geniş bir ton farklılığı içerir. Az kontrast karanlık gölgeler ve parlak aydınlıkların aşırı uçlarını içermeyen daha sınırlı bir ton farklılığı ifade eder. Bir yaz günü güneş tam tepedeyken özellikle ormanlık alanlarda, karla kaplı ortamlarda yada kumsallarda kontrast fazladır.
Bulutlu havalarda yada güneşin yatay geldiği zamanlarda çekilen fotoğraflar gökyüzünü fazlaca içermeyen fotoğraflarda kotrast azdır.
Parlak güneşli bir havada yani kontrastın yüksek olduğu zamanlarda bir yere baktığımızda tüm ton farklılıklarını algılayıp detayları rahatlıkla görebiliriz.
Unutulmaması gereken filmlerin ton farklılıklarının gözlerimiz kadar olmadığıdır. Film farkı göz ardı edilirse gözümüzün gördüğü detayları fotoğrafta göremeyiz. Fotoğraftaki beyaz parlak alanlar izleyiciyinin dikkatini konudan uzaklaştırır. Donuk, yumuşak tonlar daha keskin ve vurgulu olarak öne çıkar.
Yüksek kontrastın her filmi etkileyebileceğini unutmadan çekeceğiniz fotoğraflarda çok koyu ve çok aydınlık alanlar görüntünüze almamayı çalışın veya konuya göre konumunuzu değiştirerek sonuca ulaşmaya çalışın veya birşey beklemeyin.
Renk
Işık kaynağından yayılan ışınların nesnelere çarptıktan sonra yansımaları sonucu gözümüzün algıladığı duyumdur.
Çeşitli ışık kaynaklarının ortalama renk dağılımları

Işık Kaynağı
Mavi Yeşil Kırmızı Gün ışığı %33 %34 %33 Renksiz flaş %24 %36 %40 Stüdyo Ampulü %49 %34 %17 Normal elektrik ampulü %12 %32 %56 Mum ışığı %6 %18 %76
Işık Kaynakları
Güneş ışınları, açık alanda her noktayı aynı derecede aydınlatırlar. Nokta ışık kaynaklarından yapılan aydınlatmalar da uzaklık artıkça konuya düşen ışık şiddeti azalır. Arkası yansıtıcılı kaynaklar, koni şeklinde, ışık kaynağından uzaklaştıkça genişleyen bir ışık hüzmesi oluştururlar.
Diğer bir ışık kaynağıda gökyüzü, açık renkli duvar yüzeylerinden gelen dağınık ışık kaynakları şeklinde tanımlanabilir. Doğal Işık
Doğa da fotograf çekerken ışık tek bir kaynaktan yani güneşten gelir. Flaş, lamba, ateş, ayışığı, reflektör gibi kaynaklar gün ışığının etkisini artırmak için kullanılırlar. Işığın kalitesi; günün saati, konuya geliş yönü, ışığa müdahale veya filmin özelliklerinden dolayı etkilenir.
Bir nesne üzerinden yansıyan ışık, nesnenin özellğine bağlı kalarak düzgün, dağınık, kontraslı,sert , yumuşak, donuk, sıcak, soğuk veya kırmızıdan maviye doğru değişik anlamlar verebilir.
Genellikle donuk, mat mavimsi ışık sakin ve durağan bir anlam verir.
Koyu ve sıcak ışık daha fazla heyecan ve enerji verir. 
Göze hoş gelen fotoğraflar ışığın düzgün dağıldığı ve derinlik hissi vererek kontrast yaratan, çok koyu keskin olmayan gölgelerin yumuşak olduğu fotoğraflardır. Doğru ışıktan yaralanmak için ışığı çok iyi okuyabilmeliyiz. Bu da artan tecrübe ile olur. Yani daha çok fotoğraf çekip, farklı ışıklarda aynı konuyu çekerek fotoğrafı nasıl etkilediğini görerek, daha çok fotoğraf görerek onların nasıl bir ışıkta çekildiğini inceleyerek ve sorarak öğrenebiliriz.
Doğrudan gelen ışık
Güneş ya da diğer ışık kaynaklarından kırılmadan gelerek konunun üzerine düşen ışıktır. Önden gelen ışık Işık kaynağı konunun önünde fotoğrafçının arkasındadır.
Konu bakış yönündeki her noktasından eşit miktarda aydınlanmış ve hiç gölge yoktur. Gölgenin yokluğu derinlik duygusunu yok eder. Bu tür ışık detay verme ve renkleri gösterme açısından çok etkilidir.

Yandan gelen ışık
Daha güçlü ve zengin görüntüler elde edilir.
Sağ veya soldan gelen ışık gölgelere neden olduğu için görüntünün dokularını daha belirginleştirir.
Yandan gelen ışıkla oluşsan bu gölgeler fotoğrafa derinlik duygusu kazandırır. Doku ve desen çekimlerinde bu ışık kullanılmalıdır.
Gölgelerin oluşturduğu kontrast çok yüksek ise gözün görebildiği detayları fotoğrafta göremeyeceğimizi söylemiştir. Bunun için dolgu flaş kullanarak yüksek konrast düzeyi düşürülebilir.
Ters ışık
Işık kaynağı konunun arkasında fotoğrafçının önündedir. Ters ışıkta fotoğraf çekmek çok zordur ama çok etkili fotoğraflar elde edilebilir. Önden gelen ışıkta nesnenin görmediğimiz tarafını aydınlattığı için bakış yönümüzde detaylar kaybolur ama nesnenin dış formu belirginleşir. Konunun etrafındaki ışık hüzmeleri fotoğrafı güzelleştirir.
İstenirse nesne dolgu flaşı ile aydınlatılabilir. Bunu fotoğrafa yükleyeceğiniz duygu belirler.

Üsten gelen ışık
Işık kaynağının konu üzerine tam tepeden gelmesidir. Bu durumda kontrast yüksek olacağı için bu durumlarda fotoğraf çekilmesi tavsiye edilmez. Bu durumlarda fotoğrafı çekip çekmeyeceğinizi yine sizin fotografa vermek isteyeceğiniz duygu belirleyecektir. Noktasal ışık Işık kaynağının bulutlardan, ağaçlardan yada başka açıklıklardan gelerek konunun bir bölümünü aydınlanmasıdır.
Gündoğumunun hemen sonrasında veya günbatımından evvel, yağmurdan sonra bulutların arasından çıkan, ormanda ağaçların veya yaprakların arasından çıkan ışıkların hepsi noktasal ışıklardır. Bu tür ışık kaynakları ile son derece güzel fotoğraflar çıkar.
Dolaylı gelen ışık Işık kaynağının diğer cisimlere çarptıktan sonra ilk gücünü kaybedip konumuzun üzerine düşen ışıklardır. Kapalı veya bulutlu havadaki ışıktır.
Işığın konu üzerine düşen zamanda nasıl dağıldığı nasıl yansıdığına bağlı olarak farklı özellikler gösterir. Dolaylı ışık alan ortamlarda çekim yaparken düşük enstantane değerleri kullanılmak zorunda kalacağımız için sehpa ve daha hızlı filmler kullanmak gerekir.

Çeşitli ışık kaynakları ve bunlara karşılık gelen ortalama renk ısı değerleri


Işık Kaynakları
(ºK)
Kızgın demir (Gözle görülen ilk kırmızılık) 800

Kızgın demir (Bayrak kırmızısı)
1250
Mum ışığı
1900 60 W
ev ampulü
2800 100 W
ev ampulü
2860 200 W
ev ampulü
2900 500 W
projeksiyon ampulü
3100 1000 W
tungusten-halojen ampulü
3100-3200
Normal Floresan ampulü
3700
Daylight Floresan ampulü
4800
Elektronik flaşlar
6000-7000
Güneş ışığı
5000-5500
Bulutlar
6000-6500
Bulutsuz gökyüzü
7000-14000
Yansıma
Ayna veya cam gibi pürüssüz yüzeylere düşen ışık, geldiği acı ile hiç bozulmadan aynı ışık şiddetini yansıtmasına düzgün yansıma denir.
Duvar, kağıt veya kumaş gibi pürüzlü yüzeylerin yansıtmasına dağınık yansıma denir.

Kırılma
Işığın farklı yoğunluktaki ortamlardan geçtikten sonra ışığın yönü değişir. Bu yön değişikliği ışığın geliş açısına, ortamların ışık kırılma katsayılarının oranına ve ışığın dalga boyuna bağlıdır. Kısa dalga boyuna sahip ışıklar, dalga boyu uzun olan ışığa göre daha fazla kırılırlar. Polorizasyon (Kutuplaşma) Işık normalde her yönde titreşerek ilerler. Bu titreşimler süresince sadece belli açıdaki titreşimlerin bırakılıp, diğerlerinin söndürüldüğü ışığa polorize edilmiş ışık denir.


RenkLer

Bir ışık kaynağından yayılan ışınların nesnelere çarptıktan sonra yansımaları sonucu gözümüzün algıladığı duyumdur.
Renk Sıcaklığı Işık kaynaklarının renk kalitesini belirlemek için kullanılır. Birimi ºK (Kelvin)'dir.
Fotoğrafı çekilecek ışık kaynaklarının renk ısılarının bilinmesi filmde nasıl renk elde edileceğine yardım eder.
Böylece fotoğrafı çektiğimiz ışık kaynağının Kelvin derecesine göre hangi ton filtreyi kullanacağımızı bulmaya yardımcı olur. Kelvin derecesi düştükçe mavilik azalır, kırmızılık artar. Kelvin yükseldikçe mavilik artar, kırmızılık azalır.

Her filmin üzerindeki ışığa duyarlı bileşikler, kullanılacak ışığın renk sıcaklığına göre ayarlanmıştır.
Eğer film üzerinde yazan Kelvin derecesinden daha yüksek Kelvin değerlerinde çekilirse fotoğraf mavileşir.
Bunu önlemek için sarı bir filtre kullanılır.
Tam tersi film ayarlandığı kelvin derecesinden daha düşük Kelvin değerinde çekilirse fotoğraf sarı-kırmızımsı renk verir. Bunu önlemek için mavi filtre kullanmak gerekir.
Burada anlattıklarımın çoğu stüdyo fotoğrafçılığı için mutlaka öğrenilmesi gerekir. Tabi renk sıcaklığın dış çekimlerde de işimiz çok yarayacak. Daha sonra bunları geri döneceğiz.
Sıcak renkler konuyu ön plana çıkarırken, soğuk renkler uzaklaştırdığını unutmayalım.



Gün ışığının rengi hakkında
Renklerin psikolojik olarak insanlar üzerinde etkileri Renkleri psikolojik etkilerini anlamak.
Onları fotoğraf dili ile beraber kullanarak çektiğimiz fotoğrafa vereceğimiz duyguyu daha da kuvvetli hale getirebiliriz.


Kırmızı Titreşimi en kuvvetli, en dinamik renk kırmızıdır. Hareketlendirme, tahrik etme gibi özelliği vardır.
Boğa güreşlerinde boğaları kızdırmak için kırmızı kullanılır. Kırmızı rengi uzun zaman seyreden kişide sinir gerginliği gözlenir, nefesi sıklaşır, kalbi daha kuvvetle çarpar. Kırmızı; güneş, ateş, alev gibi ısı veren olayları hatırlattığı gibi, hareketlendirici kimliğinden dolayı bir çok ülke bu rengi bayraklarında kullanmıştır.En sevilen renlerin başında gelir.


Yeşil Dinlendirici renklerin başında gelir. Acı, sert bir yeşil olmamak şartıyla perde perde sıcağa veya soğuğa giden yeşiller seyredeninin içine ferahlık, açıklık verir. Titreşimi zayıftır.Yeşilde dinsel, mistik bir anlam da vardır. Müslümanlıkta ana renk olduğu gibi, Hıristiyanlarda da bu rengi inanmanın, ölmezliğin bir simgesidir. Bolluk duygusuda verir.


Mavi Huzur, mutluluk verir, rahatlamayı sağlar.Sonsuzluğun simgesidir. Uçsuz bucaksız gökyüzünün her insana nasıl huzur verdiğini düşünün.


Turuncu
Sıcak renkler sınıfında olup kırmızı kadar dinamik değildir, titreşimi ondan zayıftır. Rahatlığı, parlaklığı hatırlatır. Kırmızı kadar olmasada ateşi, güneşi, ışığı ve ısıyı çağrıştırır.

Sarı İçinden veya arkasından ışıklandırılmış etkisini uyandıran çok parlak bir renktir. Sevinç uyandıran tonların başında gelen bu renk, limon sarısı gibi hafifçe yeşile kayınca rahatlatıcı ve ferahlatıcıdır. Sarı renk, uzun zaman seyredildiğinde, kanın damarlarda daha düzenli akmasını ve sinir sistemini düzenli olmasını sağlar. Egemen olma duydusunu da çağrıştırdığı söylenir.


Mor
Kader içe kapanış melankoli ifade ettiği söylenir. Hıristiyanlarda yas rengidir. Soğuk renkler arasında yer alır.

Siyah Matemin, hüznün ve belirsizliğin simgesi olarak kullanılsa da daha çok güçün, korumacılığın, doğumun ve gizemliliğin simgesidir.


Beyaz
Saflığın, temizliğin, bozulmamışlığın yeniden başlamanın simgesi bir renktir.


Pozlandırma

Gerekli ışığın film düzlemi üzerine düşürülmesi işlemidir. Doğru poz değerini sizin hesaplamanız gerekir.
Çünkü çekeceğiniz fotoğrafın duygusunu hangi poz değerlerinin daha iyi vereceğini sizden daha iyi kimse bilemez. Çektiğiniz fotoğrafın en önemli bölümü görülmesini istediğinizden daha açık görünüyorsa fazla pozlandırdınız daha koyu görünüyorsa az pozlandırdınız demektir.

Bu ilişkiyi birkaç örnek ile açıklayacak olursak;
f 2 2.8 4 5.6 8 11 16 22 enstantane 1/1000 1/500 1/250 1/125 1/60 1/30 1/15 1/8
Yukarıdaki tablodaki f ve enstantane değerlerinden eşit miktarda ışık geçer. Yani f:5.6 1/125 değerlerinde geçen ışık miktarı f:8 1/60, f:11 1/30 veya f:16 1/15 değerlerinde geçen ışık miktarları aynıdır.
Pozlandırmada önemli olan hangi değerleri seçeceğimiz. Yukarıdaki tabloda düşük enstantane ve f değerlerini (f:22 1/18) seçersek. Bize alan derinliği fazla olan bir görüntü sunacaktır. Ama 1/8 lik poz süresi makinayı oynatmadan tutmamız gerektiğini söyleyecektir. Bu durumda elle yapılacak çekimlerde görüntünün bozulmasına neden olacaktır.
Yine yukarıdaki tabloda f:2 1/1000 değerlerinde yapacağımız çekimde diyafram açıklığı en büyük değerde olmasına karşın 1/1000 lik poz süresi film düzlemine düşecek ışık miktarının yeterli olmadığı durumu yaratacak bu da konumuzun görüntüsünün fotoğrafta belli belirsiz çıkmasına neden olacaktır.


Çekeceğimiz konu ne kadar hareketli ise o derece yüksek enstantane değerleri kullanarak hareketi dondurabiliriz.

Çekeceğiniz konunun hareketli olması demek devamlı yüksek hızda çekmelisiniz anlamına gelmiyor.



Kompozisyon

Ayrı ayrı parçalardan birleştirme yoluyla dengeli ve düzenli bir bütün oluşturma işidir. (ML) Fotoğrafda Kompozisyon Kare içindeki konuları göze hoş gelecek şekilde seçmek ve düzenleme işidir.
Sonuç olarak kompozisyon bir iştir. İşin güzel olması demek fotoğrafta verilmek istenen mesajın yerini bulması ve fotoğrafın akılda kalıcılığını artırması demektir.

Kısacası Kompozisyon; Fotoğrafa vermek istediğimiz anlamı kimsenin yardımı olmadan bakan gözlerin kolay anlamasını ve akılda kalmasını sağlayan tekniklerdir.

Belirginlik Fotoğrafın mesajını en okunaklı biçimde ortaya koymasıdır. Okunaklı bir görüntü elde edebilmek ve fotoğrafın biçimini oluşturabilmek için aşağıdaki özelliklerde olması gerekir.




Kritik an : Her hareketin saptanacağı bir kritik an vardır. Bu an başlangıçta, ortasında veya bitiminde olabilir.
Örneğin; Yüz metre koşucularının start çizgisinden fırlayışları hareketin başlangıcıdır. Oduncunun havadaki baltası hareketin ortasıdır. Dalgaların kayalara çarpıp dönüş anı ise sürekli hareketin sonudur.

Örenğimizde ; Sapan çeken çocuğun ; Sapana taş koyması hareketin başlangıç noktası, sapanı germesi ortası ve bırakmasıda hareketin sonu olarak değerlendirecek olursak. Burada hareketin ortası seçimiştir.





Bakış Yönü : Konudaki değişmenin izlenebildiği yönden bakılmalı.
Örneğin : Çamaşır yıkayan kadının yandan veya arkadan çekilen fotoğrafları önden çekilen fotoğrafa göre daha az belirgin olur. Yandaki örneğimizde sigara içen amcanın sigarayı yakış anı ve ilk dumanları yandan çekilmemiş olsaydı. Bu fotoğraf anlamını büyük ölçüde yitirecekti. Konu olan herşey açıklıkla fotoğraflanmıştır

.





Bakış Yüksekliği : Bir işle uğraşan kişinin işini ve kendisini gösterecek yükseklikte olmalı.
Örneğin ; Prinç ayıklayan birisinin alttan çekmemek gibi ya da sokakta Yağ satarım bal satarım oynayan çocukları çekerken dairesel dizilişi mendili ve ebeyi gösterecek yüksek bir noktadan çekmek gibi..
örneğimizde bakış yüksekliği kişinin ne yaptığını açıkça gösteriyor.





Bakış uzaklığı : Konu çerçeveyi yeterince doldurmalıdır.
Normal objektifle 100 metreden çekilen balıkçıların ne yaptıklarını kestirmek zordur.
Öreğimizde ağ çeken balıkçıların hareketleri açıklıkla seçilebiliyor.





Sadelik Fotoğrafı mümkün olduğunca az elemanla anlatmaya çalışmaktır.
Fotoğrafı sadeleştirmek ve ilgi merkezini artırmak için karmaşık olmayan bir fon seçilmeli ve konuya yaklaşarak fotoğrafın anlamını bozmayacak ilgisiz nesneleri fotoğraf karesinden çıkarılmalı. Sadeliğin her zaman hatta her konuda bir şeyleri anlatmanın en iyi yolu olduğunu hiç aklımızdan çıkarmayalım.





1/3 Kuralı veya Oranlar Fotoğrafı çekmeden önce fotoğraf karesini yatay ve dikey olarak üçe bölünmesi sonucu çizgilerin kesim noktaları fotoğrafın ilgi merkezinin yerleştirilebileceği yerleri gösterir. Bu noktalara altın noktalarda denir.
Öreğimizdeki ağaç dikey inen 1/3 doğrultusundaki altın noktaya yerleştirilmiş ve tarlasını süren çiftçi ile zenginleştirilmiştir.




Çizgiler Fotoğrafta diyagonal çizgiler yön belirtmek için kullanılır.
Tekrarlayan çizgiler de bakan gözlerin dikkatini fotoğrafın ilgi merkezine çekmek için kullanılır. Bunun yanında çizgilerin çeşitli anlamları vardır.


Eğri çizgiler 'in eğrilikleri artıkça, dinamizm ve hareket duygusunu da beraberinde artırır. Eğri çizgilerin egemen oldukları herhangi bir alana bakan göz, yaşamın, sevginin ve kaynaşma duygularının etkisinde kalır. Bir çizgi ne kadar eğilip bükülürse tıpkı deniz dalgaları gibi canlılık duygusunu da o kadar artırır.






Kırık çizgiler : Karmaşa ve boşalma duygusu uyandırır.






Denge Birbirini tamamlayan şekil, renk ya da aydınlık veya karanlık alanların göze hoş gelecek şekilde ayarlanmasıdır. Denge simetrik veya asimetrik olabilir.






Perspektif ve Derinlik Fotoğraf da giderek bir birine yaklaşan çizgiler (doğrusal perspektif) yada giderek küçülen cisimler (hacimsel perspektif) fotoğrafa üçüncü boyut katar.
Fotoğraf karesindeki ön plandaki cisimlerin abartılı büyüklükleri ya da arka planın önünü kapaması da fotoğrafa derinlik verir. Kısa odak uzaklığına sahip objektifler fotoğraf içindeki nesneleri birbirinden uzaklaştırarak derinlik duygusunu pekiştirir. Uzun odaklı objektiflerde yakındaki ve uzaktaki nesneleri birbirine yakınlaştırarak fotoğraftaki derinliği azaltır. Fotoğrafdaki derinliği etkileyen unsurlardan birisi de diyafram açıklığıdır. Kısık diyafram açıklığı alan derinliğini artıracağı için fotoğrafdaki net alanlar daha fazla olacağından derinlik artar. Açık diyafram açıklığı alan derinliğini azaltacağı için fotoğrafta net alan azalacak ve derinlik azalacaktır.






Hareket Fotoğraf daki hareketi vurgulamak için çeşitli yöntemler vardır. Bunların en başında düşük örtücü hızında çekilmiş fotoğraflar daki uzamış görüntülerdir. Fotoğraf daki yüksek kontrast, ufuk çizgisinin açısı, tekrar eden konular, yuvarlak hatlar da fotoğraf hareket duygusu vermek için kullanılırlar.





İlgi Merkezi Çektiğimiz fotoğrafın ilk görevi bakan gözlerin fotoğraf içinde dolaşmadan veya çok kısa bir gezinti sonunda fotoğrafın ilgi merkezine gitmesini sağlamaktır.
İlgi merkezi yani fotoğrafı çekmemizin gerektiren herşey olabilir. Fotoğrafdaki ilgi merkezi fotoğraf karesi içinde herhangi bir yere yerleştirilebileceği söylenir. Yine de 1/3 kuralını da unutmamak gerekir.
İlgi merkezinin ortada olduğu durumlarda iyi sonuç veren konuların bina, heykel, gün doğumu veya batımındaki güneş ve dağ fotoğrafları olduğu söylenir. Fotoğrafa bakış yönü ve ilgi merkezinin doğru orantılı olduğu da söylenir. Yani soldan sağa doğru okuyor aynı zamanda yazan insanların fotoğrafı da soldan sağa doğru okunduğu söylenir. Bu bakımdan ilgi merkezinin solda olması beklenir. Bu görüş sağdan sola doğru okuyanlar insanlar için de geçerli olacağından ikilem yarattığı için pek tutulmaz ama yinede aklınızda bulunsun. Genelde fotoğrafa sol alt köşeden girildiği ve üst kısımlardan çıkıldığı görüşü hakimdir.






Tekrarlar Arka arkaya gelen benzer nesneler fotoğrafta ritm duygusunu artırır. Bu yüzden ritmi bozan nesneleri fotoğraf karesinden çıkarmak gerekir.






Simetri Fotoğrafa simetri özelliği katılacaksa; diğerinin aynı alan ikinci yarı, aynı şeyleri anlatmak yerine yeni şeyler anlatmalıdır






Boyutların Etkisi Yatay dikdörtgen boyutlar dengeli ve sakin bir duygu verirken, dikey konumda güç ifade ederler.
Kare boyutlar derli toplu konulara daha uygundur.



FOTOĞRAF TANIMI
Fotoğraf, doğada mevcut gözle görülebilen maddi varlık ve şekilleri, ışık ve bazı kimyasal maddeler yardımıyla ışığa karşı duyarlı hale getirilmiş film, kağıt veya her hangi bir madde üzerine saptayan fiziksel ve kimyasal bir işlemdir.
Kelime Yunanca ışık anlamına gelen "photos" ve yazı anlamına gelen "graphes" kelimelerinden oluşmaktadır. Yani ışıkla yazmak anlamına gelmektedir.
Fotoğrafçılık uluslararası bir dildir ve modern hayatta üçüncü bir göz vazifesi görür. Fotoğrafçılık bakmakla görmenin ayrı ayrı şeyler olduğunu kanıtlar.
Fotoğraf bugünkü gelişme devrinde bir bilim ve diğer bilim kollarının da hiç şüphesiz ki en büyük yardımcısıdır.



TARİHÇESİ
Fotoğrafçılığın başlangıç tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fotoğraf tarihi karanlık kutu içinde görüntü elde etmenin tarihi olduğu kadar, bu görüntüleri fotokimyasal yollarla saptamanın da tarihidir.

Sekizinci yüzyılda Cabir İbni Hayyam adlı bir Arap'ın Gümüş Nitrat'ın güneş ışığı etkisiyle karardığını bulması ve 15. asırda büyük sanatçı Leonardo da Vinci'nin karanlık odada mevcut ufak bir deliğin dış dünyadaki görünümlerini aksettirmesi fotoğrafçılık tarihindeki önemli başlangıçlardır. Sanatçılar Rönesans devrinde karanlık kutuyu buldular. Böylece, ışığın girdiği ufak bir delik aracılığıyla karanlık kutunun öbür ucunda konunun ters çevrilmiş bir görüntü görebiliyordu. 18. yüzyılda karanlık kutunun bir ucuna mercek ve diğer ucuna da buzlu cam konularak görüntü kutunun dışında görülebilir hale getirildi.

Işığın kimyevi maddeler üzerindeki etkisi ve gümüş tuzlarının görüntü sapma duyarlılığı 200 yıl önceden biliniyordu. 1725 yılında, kireç ve gümüş nitrat sürülmüş bir kağıt üzerine bir şekil konulup güneşe tutulduğunda kağıt üzerinde bu şeklin bir görüntüsünün meydana geldiği görülmüştür. 19. yüzyılın başında kağıt, gümüş nitrat çözeltisine batırılarak negatiflerin elde edilmesi başarıldı. Fotoğrafçılığın ilk ve esaslı gelişmesi, vernikle saydam hale getirilmiş olan kağıt üzerindeki bir görüntünün kalay levha üzerine getirilmesidir. Daha sonra, Yuda Bitümü ile kaplanmış kalay levha üzerine düşürülen bir görüntüde güneş ışığı düşen yerlerin beyazlaştığı görülmüştür.

Niepce ile başlayan fotoğraf çalışmaları 1829 da Jacques Mande, Daugerre ile birleşip 1837 de Daugerreotype'ı ortaya koymalarıyla birden gelişim göstermeye başladı. Bu işlem gümüşle karıştırılmış bakır bir levhanın sünger tozu ve zeytinyağı ile silindikten sonra 1/16 oranında su ve nitrik asit birleşiminde yıkanıp hafif bir ateşte ısıtılmasını ve ikinci defa nitrik aside batırılmasını gerektiriyordu. Böylece hazırlanan levha iyoda batırılıp makineye yerleştiriliyor, ışık durumuna göre 5 ile 40 dakika poz veriliyordu. Elde edilen görüntü 47.5ºC ısıdaki cıvayı kapsayan bir tepsinin içine konulana kadar ortaya çıkmıyordu.

1840 yılında ışığı 16 kere fazla geçiren bir mercek kullanılarak poz süresi düşürüldü. Daugerre tipi ile elde edilen görüntü çok net olmakta ise de gümüş bakır karışımı levhanın kolayca kırılması ve bu yönden çok pahalı olması fazla gelişmesini önledi.

Aynı süreler içinde Henry Fox Talbot bir takım kimyasal maddelere batırılmış kağıtlar üzerinde görüntü elde etmeyi başardıysa da yavaş yavaş kararması ve görüntünün net olmaması nedeniyle kolayca unutuldu. Ancak Talbot'un bu buluşu için ilk defa "FOTOĞRAF" kelimesi kullanılmıştır. Bir süre sonra da negatiflerin pozitife çevrilmesi başarılmıştır. Böylece modern fotoğrafçılığın temeli atılmıştır.

Daha sonra fotoğraf kağıtları, yumurta akına batırılarak pürüzsüz bir yüzey elde edilmiştir. Ancak bu yöntem ayrıntıları ortaya çıkarmakta başarısız olmuştur. Yumurta akının iyotlaşması ise başarılı sonuç vermiştir. Bundan sonra ıslak levha yöntemi daha donra da kuru levha yöntemi bulunmuştur.

Bu tarihlerde bir fotoğraf çekebilmek için ulaşılabilmiş en büyük poz süresi 1/25 saniye idi.

1852 yılında George Eastman, Kodak makinelerinde 10 poz çekebilen bromür kaplı Jelatin rulolar bulunan Kodak fotoğraf makinelerini piyasaya sürerek çok büyük aletler taşıması gereken fotoğrafçıya kolay hareket imkanı sağladı. Fotoğraf çekildikten sonra makine fabrikaya gönderiliyor ve jelatin film kağıttan ayrıldıktan sonra bir cam üzerine yerleştiriliyor ve sonra yeniden makineye film doldurularak sahibine iade ediliyordu.

1870 de Hermann Vogel emülsiyonları muhtelif banyolara batırılarak duyarlılıklarını arttırma yolunu buldu. 1880 yılında kırmızıya karşı duyarlılığı çok sınırlı olan ortokomatik filmin yanında, pankromatik filmler ortaya çıktı. Fotoğraf 19. ve 20. asırda değişik astigmat merceklerin, selüloz asıllı filmlerin kullanılması, fotoğraf makinesi ve film sanayinde gelişmelerle günümüzdeki durumuna geldi.



Fotoğraf Tarihine Kısa Bir Bakış

İlk fotoğraf, Joseph Nicephore Niepce'in penceresinden görünüm, 1827
965-1038 Karanlık Kutuyu (Camera Obscura) ilk kullanan, ortaçağda güneş tutulması sırasında güneş ışınlarını incelemek isteyen zamanının ünlü optik bilgini Basralı el-Hasan'dır. Roger Bacon, 13.yüzyıl Arap yazmalarından öğrendiği "Karanlık Kutunun" ayrıntılı bir tanımını yapmış. 1460-1472 döneminde Leon Battista Alberti ve Leonardo da Vinci de Karanlık Kutu dan yararlanarak cisimlerin görüntülerini yansıtmayı başarmışlardır.
1553 Giovanni Battista Della Porta "Magiea Naturalis Libri IV" adlı eserinde Karanlık Kutuyu etraflıca anlatmıştır.(Bu yüzden Karanlık Kutunun ilk mucidi sayılır) 1568'de Danillo Barbaro, karanlık kutunun ışık gören deliğine bir mercek yerleştirmiş ve görüntü kalitesini belirgin bir biçimde artırmıştır.


Bir çok değişiklikler sonrasında; Gerekli yerlere yerleştirilen ayna ve mercek sistemiyle Karanlık Kutuya bir resim masası niteliği kazandırılmış ve saydam yüzeyinde meydana gelen görüntülerin çizilmesinde kullanılmıştır.
Daha sonraları görüntülerin kağıt üzerine elle çizilmesi yerine bu tür zorlukları ortadan kaldıracak tespitler aranmaya başlanmıştır.

1727'de Johann Heinrich Schulze gümüş tuzlarının ışığa tutulunca değişikliğe uğramasının nedeninin ışık olduğunu açıkladı.
1777'lerde Scheele, mavi ve mor ışınların kırmızı ışınlardan daha etkin oldukların kanıtladı.



1780 Johan Kaspar LAVATER'in Silüet Makinası.
Bu geçen sürede ışığın etkisiyle, duyarlı maddeler üzerinde görüntüleri tespit etmek konusunda bir çok denemeler yapıldı.

1813'de Joseph Nicepore Niepce ışığa duyarlı bir levha üzerinde, kalıcı görüntüler elde etmeyi başardı.
1826'da Joseph Nicephore Niepce aynı işlemi Karanlık Kutuya da uyguladı. 1829'da kendisi gibi Karanlık Kutu da meydana gelen görüntüleri tespit etme yolları üzerinde çalışan Louis-Jacques-Mande Daguerre ile birleşerek bir ortaklık kurdu.

1837'de fizik bilgini Francois Arago tarafından Daguerre'in metodunun (Daguerrotype) esası, bir gümüş levhayı, iyot buharına tutarak, üzerinde bir gümüş iyödür tabakası elde etmek ve bu levhayı karanlık kutuda uzun süre ışığa tuttuktan sonra, civa buharıyla tutarak banyo yaptırmaktan ibaret olduğunu açıkladı. Daguerrotype metodunda kopyası elde edilen tek kopya göeüntü aynadaki görüntünün tersiydi.
1839 ve 1840'larda William Hanry Fox-Talbot gümüş tuzlarına batırılmış bir kağıt kullanarak elde edilen negatif görüntülerden, yine aynı usulle hazırlanmış kağıtlara istenilen sayıda pozitif fotograf basmayı başarmıştır.
1847 Albumin, 1851 Kollodyum ve 1873 Jelatin usulleri duyartabakayı bir cam levha üzerine dayandırdılar ve kağıt yerine de saydam ince bir film kullandılar.
1888'de John Curbult gerçek anlamda (selüloit levha üzerine ışığa duyarlı madde kaplanmış) ilk fotoğraf filmini hayata geçirdi. Bunu takip eden yıllarda George Eastman roll film kullanan yeni bir kamera tasarladı. 1895 Lumiere kardeşler saniyede 16 kare gösterim kapasitesine sahip sinema makinasını tanıttılar.


İlk Fotoğraflar



Avrupa stili taşınabilir fotograf makinası ve karanlık oda çadırı ile çekime giden fotografçı, 1877




Avrupa stili taşınabilir Karanlık oda çadırı ve çekim anı, 1877




Louis Jacques Mande DAGUERRE, Still Life, 1837




Louis Jacques Mande DAGUERRE, Boulevard du Temple, Paris, 1838




William Henry Fox TALBOT, Botanikle ilgili ilk fotograflardan, 1839




Hippolyte BAYARD, Self Portrait Boğulmuş adam, 1840





Unknown PHOTOGRAPHER, Jabez Hogg Porte çekerken, 1843





William Henry Fox TALBOT, The Nelson Column, Trafalgar Square, 1843

FOTOĞRAF BİLGİLERİ