

Tüketim Toplumunda Emperyalizmin Görsel Büyücüsü:
Televizyon
Uluslararası emperyalizm , global
anlamdaki hedeflerini gerçekleştirebilmek için yeryüzünde, düşünmeyen,
sorgulamayan, hazır tüketen ve ortak zevklere sahip yığınlar oluşturmak
istemektedir.
Bu yığının genel özelliği;
çevresine duyarsız, kendisinden istenileni yapan, üretileni tüketen, hayati
sorgulamayan, olayların arka planını düşünmeyen fertlerden oluşmasıdır.

Uluslararası Emperyalizm, bu
yığını yetiştirip güderken, medya faktörünü kullanarak etkin bir manipülasyon
sürecini devreye sokuyor. Bu manipülasyon sürecinde ise medyanın en etkin
silahı, televizyondur. Televizyonun bu süreçte etkin olmasının sebebi, diğer
ürünlere göre bize daha yakın ve daha eğlenceli olmasıdır. Evimize kadar giren
televizyonun düğmesine basmamızla büyünün etki alanına giriyoruz.
Uluslararası emperyalizm ve yerli
işbirlikçileri, televizyonu kullanırken iki noktaya önem gösteriyor.
Beyinsizleştirmek ve tükettirmek ... Bu iki kavramı birbirinden ayırmak güç.
Beyinsizleştiğimiz için tüketiyoruz ve tükettiğimiz için beyinsizleşiyoruz.

BEYİNSİZLEŞTİRME OPERASYONU
Televizyon aracılığıyla tüketim
toplumu oluşturmada ilk basamak; kitleyi televizyon tiryakisi yapmak ve onları
bu görsel büyücünün etki alanına sokmaktır.
Televizyonun kitleler arasındaki
genel kabul gören mahiyeti onun bir eğlence aracı olduğudur.
Televizyonun içeriği
oluşturulurken de ”eğlence aracı” imajına zarar verilmez.
Televizyon, toplum üzerindeki
manipülasyon sürecine, beyinsizleştirme operasyonu, hem televizyonun araç
özelliklerinden, hem içeriğinden kaynaklanmaktadır.

Beyinsizleştiren Makine
Televizyon görüntülerden oluşan
bir makine. Bu yönüyle televizyon, öncelikle göze ve hislere hitap ediyor.
Bir okuyucu, kitap okurken ilgisini yoğunlaştırarak okumalı, kelimeleri birbirine bağlayarak okuduğundan anlam çıkartmalıdır. Okuma; zihinsel kapasiteyi geliştiren ve emek gerektiren zihinsel bir faaliyettir.
Oysa televizyon, kitapta sayfalar boyu anlatılan bir olayı, bir kaç saniyelik bir görüntüyle anlatabilme olanağına sahip.
Kitabi
bilgilere göre oldukça yüzeysel geçilen görüntüleri almak için, izleyiciye
düşen, rahat koltuğuna yaslanıp sihirli makinenin düğmesine basmak. Televizyonun
bu özelliği, izleyicinin yüzeysel bilgilere sahip hazır tüketici haline
gelmesine sebep oluyor.

Televizyonda söylem büyük ölçüde görsel imajla yansıtılır.
Televizyon, konuşmayı bize sözcüklerle değil; görüntülerle aktarır. Dolayısıyla içerik, imajın arkasında kaybolur. Televizyon tarafından ”kötü” ilan edilen bir şahıs, ne kadar doğruyu söylese de, toplum nezdinde ”kötü” görülmeye devam eder. Bu şekilde imajın satılması, ciddi tartışma programlarında bile tartışmaların yüzeysel bilgilerle, ancak iyi görünüm, dikkatli jestler, popüler sözcüklerle yürütülmesine sebep olmakta.
Bu ise tartışma programlarının seviyesini,
dolayısıyla izleyicinin seviyesini düşürmektedir.
Ancak görüntülerin bu denli yoğun geçmesi, izleyicinin seçkinliğini azaltır. Bu görüntülerden hiçbirinin arkaplanı düşünülmez.
Uluslararası haber ajanslarından saniyede üç
haber geçmesine rağmen, hiçbiri derinlikli verilmez. Televizyon bu noktada,
yüzeysel bilgilerle bir şey hakkında bilgi sahibi olma sanısı yaratir. Bu ise
insani bilgilendirmekten uzak bir enformasyondan ibarettir.

Televizyon programlarında çokça rastlanan bir ibare vardir:
“Ve şimdi de. . . ”
Bu ibare, ‘şimdiki program, diğerlerinden farklıdır.’ Anlamına gelir.
Bu, izleyicinin dikkatini çekmek için
kullanılır.
Ancak her program için farklı bir
ruh haline bürünen seyircinin, bu veriler arasında bağlantı kurması
imkansızlaşmaktadır. Bu ise bütün olay değerlendirmelerine yansıyarak, olayları
sadece kendi özgül şartları içersinde değerlendirip, olaylar arasında bir bağ
kuramamaya sebep olmaktadır.
İzleyicinin en çok canini sıkan
olaylardan bir tanesi, sık sık araya giren reklamlardır. Reklamların bu şekilde
araya girmesi, izleyicinin programa yoğunlaşmasını azaltıyor. İzleyici bundan
büyük zararlar görmekte. Bu zarar, izleyicinin herhangi bir konuda istenilen
şekilde yoğunlaşamaması, uzun süre dikkatli bir şekilde olayı takip edememesi
şeklinde ortaya çıkıyor.televizyon öncesi kitap okuyucusu, yani tipografik
toplumda, uzun düşünsel tartışmalar zevkle izlenirken, bu gün bir lise
öğrencisi, kırk dakikalık dersin onbeşinci dakikasından itibaren derse olan
ilgisini kaybetmekte. Bu da zihinsel kapasitenin düşmesiyle, ilgi yoğunluğunun
azalmasıyla bağlantılıdır.

Televizyon hakkındaki en genel
görüş, televizyonun bir eğlence aracı olduğudur. Onun, enformatik araç olarak
görülmesi gereken tarafları da, bu değerlendirmenin gölgesinde kalıyor.
Televizyon yapımcıları da bu imajın sarsılmasını istemez. Ne kadar çok eğlence
varsa, televizyonu objektif olarak değerlendirme azalır. Ne kadar çok eğlence
olursa, televizyonun verileri daha az değerlendirilir, üstünde daha az durularak
daha az seçkinci davranılır. Daha çok eğlence, verilmek istenenin yani
reklamların daha çok izlenmesine, reklam ücretlerinin artmasına sebep olur.
Genel anlamda televizyonun bir eğlence aracı görülmesi ise, gerçekliklerin de
zamanla eğlence olarak algılanmasına sebep olur.
Eğlence olarak görülen ekranlarda
televizyon yapımcıları, eğlenceyi yansıtmak ister. Bunu yaparken de olayların
eğlenceli olabilecek yönleri alınır. Televizyonlarda eğlence olarak sunulan en
baskın unsurlar ise şiddet ve cinselliktir. Şiddet ve cinsellik içeren ürünler,
televizyonda niteliğine bakılmaksızın sunulur. Çünkü bu ürünlerin hazır alıcısı
vardır. Haber programlarında dahi bu eğlence unsurları dikkate alınır. Örneğin;
haberde bir öğrenci hareketi verilecekse, o hareketin düşünsel boyutundan
ziyade, öğrencilerin güvenlik güçleriyle çatıştığı bir sahne gösterilir. Bu
gösteri, yüzeysel bilgilerle süslenerek eğlenceli olmasına gayret edilir.
Olayların eğlenceli yönlerinin vurgulanması ve bu yönlerin de şiddet ve
cinsellik içermesi toplumun bu yönlere eğilimli gizli sapıklar yetiştirmesine
sebep olur.
Televizyonun sunduğu ürünler, drama kökenlidir. Televizyonda izlediğimiz filmler, diziler, reklamlar kadar haberler de , yansıtılan gerçekler kurgulanarak drama haline dönüştürülür.
Bu
şekilde dramanın ve gerçeklerin birbirine girmesi, gerçeklerin ve kurguların
ayırt edilememesine sebep olmakta. Bu da realitelere karşı vurdumduymazlığı
doğururken, kurguları fazla ciddiye alıp, gündelik yasamda bu kurguların
etkisine girmeyi beraberinde getirir.

Beyinsizleştiren İçerik
Televizyonun araç özelliklerinden kaynaklanan olumsuzluklar, içerikle desteklenince, ortaya beyinsizleştirilmiş bir toplum çıkıyor. Televizyonun içeriğini belirleyen uluslararası emperyalizm, işbirlikçi egemenler ve bu ikisinin çizdiği sınırlar içersinde kalmak şartıyla, sponsor firmalardır.
İçerik, televizyonun araç özelliklerinden de faydalanarak,
etkin bir beyin taarruzuna başlar.
Amerikalılaştıran Sinema
Televizyon programları arasında
sinema, önemli bir yere sahip.
Dünya sinemacılığının merkezi
Amerika olunca, televizyon sinemalarında Amerikan sinemasının önemli bir yer
tutması da kaçınılmazdır.
Amerikan sinemasının iki önemli
özelliği, şiddet ve cinselliğin yoğunlukla kullanılması ve üstün ırk Amerikalı,
yenilmez süper güç Amerika düşüncesini empoze etmesi. Pentagon’un yaptığı
destekle çoğalan bu filmler, bir yandan şiddet ve cinselliği yayarken, diğer
taraftan ideoloji de transfer etmektedir.
Amerika, sinema sektörüyle
kültürel emperyalizmin her eve girmesini başarmıştır. Genç neslin Amerikan
sinemasıyla yetişmesi, Amerikan kültürünün zihinlere yerleşmesini kaçınılmaz
kılıyor.
Amerikalılaşan toplum, Amerikalı
gibi düşünüp onlar gibi yasamaya başlıyor. Özellikle yenilmeyen süper güç
düşüncesi, emperyalizmin siyasi geleceği açısından çok önemli. Bu yüzden
Amerika’da film sektörü, büyük destek görüyor.

Hayat Tarzına Dönüşen seriyaller
Televizyon programlarının
içersinde, televizyonla birlikte insan hayatına giren en kapsamlı beyin
iğfalcisi, pembe diziler denen seriyallerdir.
Pembe diziler, televizyonlarda
genelde her gün yayınlanır, pembe diziler, aile ortamında seyredilmek için
çekilmiştir ve konu genelde bir aile ortamında geçer.
Bu seriyallerde, sayıları onu
bulan büyük ve otuz-kırk civarında küçük karakter vardır. Pembe diziler,
kesinlikle noktalanmayan, aylar hatta yıllar boyu süren bir akışa sahiptir.
Küçük karakterler değişebilirler, ancak büyük karakterler değişmez ve anlatı
büyük karakterlerin içsel dünyalarından ve bireysel ilişkilerinden oluşur. Bir
bölümünde anlatılan olay bitse bile, başka olaylarla bağlantı kurularak
seriyalin akışı bitirilmez. Pembe dizilerde senaryo zamanı, gerçek zamanla
neredeyse örtüşür. Zamanın bu şekilde denk verilmesi anındalık, oradalık etkisi
yaratıp, "filmsel gerçeklik” izlenimini yok ederek, dizi karakterler canlıymış
imajı oluşturulur.
Pembe dizilerin izleyicilerine en
büyük zararı içeren yani, karakterlerin bireysel dünyalarıyla doldurulup
toplumsal olayların göz ardı edilmesidir.
Bu seriyaller, kişilerin
abartılmış hissi hareketleriyle doludur. Dolayısıyla izleyicilerde gerçek
hayatta da toplumsal olaylarla değil, bireysel dünyalarıyla ilgilenmektedirler.

Yarışma Programları
Televizyonlar için hazırlanan yarışma programları, genelde bir sponsorun himayesinde düzenlenir. Sponsor firmalar, bu tür programlara bir şart öne sürüyor; malının iyi satılması.
Sponsorun malının satışının artması, programın izlenmesine bağlıdır; programın izlenmesi ise eğlenceye. Yarışma programlarının temel niteliği olan eğlence, bu yarışma programlarının içeriğini bilgi ve kültüre dayalı olmaktan çıkarır. Çünkü; izleyiciyi cezbedenin bilgi ve kültürden ziyade eğlence olduğu düşünülür.
Bunun için yarışmacıya iki kere iki bile sorulsa, bunun eğlenceli hale
getirilmesi yeterlidir.

Şiddet ve Bencilliğe Dayalı Çizgiler
Televizyon programları içersinde
geleceğimizi yok etmesi açısından en tehlikeli ve korkutucu programlar ise çizgi
filmlerdir.
Şiddetin eğlence kabul edilmesi, çizgi filmlere de yansır. Çizgi filmlerdeki şiddet her ne kadar sevimli bir kılığa büründürülmüşse de, bu yaştaki çocukları şiddet tutkunu haline getirmektedir.
Çizgi filmlerin diğer zararlı özelliği ise, genelde kahramanın tek başına ve yardım almadan bütün işleri halletmesi, iyi tarafta olan kahramanın ne olursa olsun tek başına galip gelmesidir.
Bu ise çocuğun
dünyasında bencil, egoist bir yapı oluşturmaktadır. Bu çizgi filmlerle yetişen
zamane çocukları, dünyanın kendi benleri etrafında döndüğünü zannederek, sosyal
hayatla ve dış dünya ile ilgilenmemektedir.

Eğitsel Çocuk Programları
Eğitsel çocuk programları,
aileler tarafından en çok beğenilen programlardır. Bu programların, çocukları
sıkmadan eğittiği söylenir. Ancak bu söylem, çocuklarını televizyonun başından
kaldırmayan anne-babanın tesellisidir.
Eğitim amaçlı çocuk programları gerçekten çocuklara bazı eğitsel öğeleri vermekte, ancak bu programlar genel anlamda çocukları televizyonun başına çekerek eğlenceye daldırmakta, dolayısıyla eğitimden uzaklaştırmaktadır. Çünkü bu programları izlerken çocukların asıl amacı eğitimden ziyade eğlenmektir.
Bir çocuk bu programlarla okumayı, sayı
saymayı öğrenebilir ancak televizyona ve rahat alışarak eğitimden uzaklaşır.

Haberler ya da Yanılsamalar
Televizyon ürünlerinden siyasal
anlamda en güçlü yönlendirmeyi haber programları yapar. Bu yüzden haber
programlarının niteliği önemlidir. Haber programlarında televizyonun araç
özelliklerinin hemen tümünden faydalanılarak bir dezenformasyon oluşturulur.
Haber programları, televizyonun
genel eğlence imajını yansıtacak şekilde müzikle başlar. Mümkün olan en
eğlenceli şekilde haber sunulur ve aynı şekilde müzikle biter. Haberin bu
şekilde eğlenceye dönüşmesi, realitenin eğlence olarak algılanmasına sebep
oluyor. Haber programlarının dramalaştırılması, gerçek olan ile kurgusal olanın
ayrıştırılmasını zorlaştırıyor. Bu faktörler izleyiciyi gerçeklere karşı
duyarsızlaştırıyor.
Haber programlarında haberlerin
yoğunluğu, izleyicinin bu haberlerden birine yoğunlaşmasını engelliyor.
Ünlülerin bireysel hayatlarına dakikalar uzunluğunda yer verilirken, dünyadaki
gelişmelerin hızlı bir şekilde geçilmesi, televizyonu bir dedikodu makinesi
haline getirirken, insanlık için daha önemli haberlerin gözardı edilmesine sebep
oluyor.
Televizyonda imaj, içeriğin önüne
geçiyor. Bu yüzden haber spikeri, haberi algılarken izleyiciyi yönlendiriyor.
Televizyonda sembolik bir dilin kullanılması ise, haberlerde hırsız veya kötü
olarak bir şahsın suçsuzluğu kanıtlansa bile, zihnimizde öyle kalmasına sebep
oluyor. Bu, özellikle siyasal iktidar tarafından kendi karşıtlarını karalamak
için kullanılıyor. Bu şekilde yanlı ve yetersiz enformasyon, izleyicinin
üzerinde bilgi sahibi olmamasını yaratarak dezenformasyon oluşturuyor. Kitlenin
daha kolay yönlendirilebilmesi için üretilen dezenformasyonsa, büyük ölçüde
başarıya ulaşıyor.
Televizyonda başlatılan
"beyinsizleştirme operasyonu” yönlendirmeyi başarmak amacını taşır. Yönlendirme,
uluslararası emperyalizmin siyasi ve ekonomik çıkarları güdülerek yapılır.
Televizyon, beyinsizleştirme operasyonu ile birlikte "tükettirme operasyonu"nu
devreye sokar.

Tükettirme Operasyonu
Televizyon izleyicisi düğmeye
bastığında eğlenceye ulaşır. Yani televizyon izleyicisini, sinema ve tiyatro
izleyicisinden farklı olarak hazırcılığa alıştırır. Televizyonun yapısındaki bu
hazırcılık, tüketime yönelik bir içerikte bütünleşince, ortaya tüketmekten zevk
alan ve tüketmek için yasayan bir toplum çıkıyor. Televizyonda tüketim, sadece
reklamlarla değil, bütün içerikle desteklenmektedir. Ancak diğer programların
aksine reklam, tükettirmeyi direkt olarak amaçlar. Onun için reklamlardaki en
ufak ayrıntıları dahi çok iyi incelemek gerekir.
Reklamlarda 30 saniyelik zaman
diliminde geçen her görüntü önemlidir. Örneğin; çocuğuna yemek veren anne,
sıradan ev kadınının onunla özdeşleşmesini engellemeyecek kadar güzel olmalıdır.
Evin dekorasyonu, sarışın mavi gözlü çocuklar ve hatta bir-iki saniyelik
pencereden görünen bahçe görüntüsü, gerçekten daha güzel olan ideal dünyanın
özlemine yöneliktir. Bu ideal dünyanın reklamı yapılan ürüne yansıması
amaçlanır.

Reklam filmlerinde, sinemada
üretilen ya da pembe dizilerde mitolojik kahraman haline gelmiş karakterler
oynatılır. Reklamı izleyenler, hem bu mitolojik kahramanın kullandığı ürünü
kullanmak isteyecek, hem de onu satın alabilecek kadar gücü olduğundan dolayı,
markasına güveni artacaktır. Bunun yanında ulaşılmak istenen hedef kitleye
benzer birinin ürünü sunmasının da etkili olacağı düşünülür. Örneğin; deterjan
reklamlarında ev kadınları oynatılır. Aynı zamanda yetkili bir ağızın markaya
onay vermesi de reklamı başarıya ulaştırır.
Reklamlar, bir ürün hakkında tüketiciye bilgi sunmaktan ziyade vaad ve umud satar. Ticari reklamların çoğuda, malın içeriğine yönelik iddialar yoktur. Bunun yerine ürünü kullananlara ilgi yoğunlaştırılır.
Bu yönüyle reklamlar akla değil, duygulara hitap eder.
Reklamlarda yanıltıcı bilgiden söz edilemez. Çünkü reklamlar gerek müzik
şovuyla, gerekse görsel şovlarla abartılı duygusal fonlar oluşturarak imaj
pazarlıklarından, tümden yanıltıcıdır.
Reklamcılar, satış yapmayı
amaçladıkları hedef kitlenin gereksinimlerini iyi bilirler. Bir makarna
reklamında, eğer toplum refah içindeyse sosyal güdüye yönelerek
"misafirlerinizin yüzünü bu makarnayı pişirerek güldürün" denir. Ancak
seslenilen kitle fakirse, fizyolojik güdüye yönelerek "bu makarna en
doyurucudur" derler. Ayrıca kitlenin inanç ve düşünce özellikleri de hesaba
katılmalıdır.

Televizyon reklamlarında genel
anlamda bir marka bağımlılığı oluşturulmak istenir. "marka satar" düşüncesi
devamlı vurgulanır. Markanın ismi devamlı tekrarlanılarak, zihinlere yerleşmesi
amaçlanır. Bu düşünceyle bazı sloganlar bulunur. Bu sloganlar marka ile anılacak
kişilerce ekranda tekrarlanır. Birçok marka, tiryakisini markasına çok bağlı
olduğunu söylese de aslında onu diğerlerinden ayırt edemez. Yani televizyon
reklamları imaj yaratmaktadır. Reklam maliyetlerinin devamlı marka üzerine
bindirildiği ve imaj oluşturmak için çok fazla reklam yapmak gerektiği
düşünülürse markalar devamlı pahalıdır.
Uluslararası emperyalizm, tüketen
toplumu oluşturmak için televizyonla bir çok politikayı devreye sokmaktadır.
Öncelikle tüketim toplumu, varolan siyasal sistemle desteklenir. Bu sistem,
demokrasidir. Demokrasinin en belirgin özgürlükçü ünitesi, tüketimdir.
Demokrasinin bu özelliği devamlı öne çıkarılarak övülür. Demokrasi sayesinde
herkes dilediğince tüketme özgürlüğüne sahiptir. Ancak tüketim konusunda bu
denli özgürlükçü olan reklamcılar, reklamcılık faaliyetlerinin ve tüketimin
tartışıldığı konularda bu kadar özgürlükçü değillerdir. Reklamcılar,
reklamcılığın tartışıldığı her yerde tartışanlara karşı tüm kurumsal
cepheleriyle savaş açarlar.
Emperyalizm, televizyonla girdiği
evlerde öncelikle toplumun kültürünü değiştirmeyi hedefler. Kültürü ve yaşam
tarzı değişen toplumun zevkleri ve ihtiyaçları da değişecektir. Izleyici kitleye
gerek Amerikan müziği ve klipleriyle, Amerikan popülist kültürü yerleştirilir.
Dünyanın Amerikalılaşması, ortak zevk ve ihtiyaçlara sahip büyük bir kitleyi
oluşturabilmek içindir. Eğer televizyon programları ve reklamları, aynı anda bir
Amerikalı’nın, bir Rus’un ve bir Arap’ın Coca-Cola içip Lewi’s giymesini
sağlıyorsa, başarıya ulaşmış demektir.

Televizyon reklamlarında
emperyalizmin politikalarına uygun olarak yapılmak istenen, ihtiyaçları
artırmaktır. Bunun için sun’i ihtiyaçlar oluşturulur. Bu ihtiyaçlar devamlı
artmakta, hayat taksite bağlanmaktadır. Emperyalizm, tüketicinin tasarruf
biçimini bile değiştirmiş, onu da salt tüketim haline getirmiştir. Tasarruf
amacıyla evler, arsalar, arabalar alınırken yapılan, tüketim çılgınlığından
başka birşey değildir. İyi bir reklamcı, tüketicinin tasarruf etmeyeceği paradan
zengin olabilir. Bu, başlangıçta bir çiklet parasıdır. Ancak yapılan her
reklamda, tasarruf etmeye değmez gözüken miktar, büyür. Tüketici, bir malı
almakla kalmaz; onun aldığı her ürün bir diğer ihtiyacı doğurur.
Reklamlarla bütün bunlar
yapılırken de hiçbir yönlendirme yapılmadığı izlenimi verilir: aslında
reklamcıların pazarladıkları, temel ihtiyaçtır. Bunlar alınmadıkça hayat
çekilmez. Oysa reklamcılar, sun’i ihtiyaçlar satar. Bunların sonucunda dünya
üzerinde temel ihtiyaç maddelerine ayrılan bütçe azalırken, sun’i ihtiyaçlara
ayrılan bütçe artmaktadır.
Emperyalizm bütün bir dünyayı
soyup toplumları aç bırakırken ”bunları yapan sizin iradeniz" mesajını verir.
Televizyon kitleyi büyülerken, emperyalizm de cepleri boşaltır. Bu çağdaş büyü
sonucunda eğlendiklerini, istedikleri şeyleri yaptıklarını sanan, ancak bunu
yaparken uluslararası emperyalizmin ekmeğine yağ süren büyük bir kitle ortaya
çıkar.
Çağdaş Büyü Nasıl Bozulacak ?
Televizyonun kitleleri büyüleyen,
onların hafızalarını ve bilinçlerini silen yönünden söz ettik. Bu çağdaş büyü
yapılırken amaçlanan, insanların zihinsel süreçlerini devre dışı bırakıp, onları
dışarıdan gelen uyaranlara refleks gösteren hayvanlar haline getirmektir.
Dolayısıyla insanlar, zihinsel süreçlerini tekrar devreye sokabilir ve birer
birer, ikişer ikişer kalkıp düşünebilirlerse, bu büyü bozulur. İnsanlar eğer
televizyon denen makineyi kendi kontrolleri altına alabilirlerse; yani ekrandaki
görüntünün arka planını düşünüp sorgular ve empoze edileni değil alınması
gerekeni alabilirlerse çağdaş büyünün etki alanından kurtulacaklardır.
Televizyonun içeriği tamamen değiştirilse bile; pompaladığı
hazırcılık, tek yönlü bir iletişim aracı olmasından dolayı, sürekli edilgen bir
izleyici yığını ve yüzeysel bilgiler aktaran yönü mutlaka olacaktır.
KAPAT TELEVİZYONU ANNE
SENİ KANDIRIYORLAR ANNE !!!...

& KREDİ KARTI REKLAMLARI:
Bedavası en bol… Harcadıkça
Kazanacaksınız… Hayatınızı Kolaylaştırın…
Çoğu medyalarda bu reklamları sürekli
verirler. Yalanın bu kadar bariz olduğu, insanların gözüne baka baka utanmadan
bu reklamları yayınlıyorlar. Bu ülkede 2,000,000 kredi kartı mağduru var. Bu
sertifikalı soygunculuk, bu insanların duygularını sömürmek, bu tefecilik, bu
yasal soygun, bu mafyalık, bu insanların mallarına ve hayatlarına haciz
koymaktır, bu tüketim toplumunu körüklemektir…. Aile huzuru bırakmayan,
insanları çıkmaza sürükleyen bu sistemi halkın gerçekliliğinin aksine sürekli
yayınlamanın amacı sahtekar işbirlikçiliğinden başka ne olabilir?...
Annem bu reklamları seyredince alışveriş
yapınca hediye kazanacak sanıyor!

& FENOMEN:
Gizli güçler adı altında, vodo bebeği
büyüsü nasıl yapılır diye büyücülük dersleri veriliyor, sihir yapmak
öğretiliyor, üfürükçülük – cincilik – büyücülük – muska – telkin yöntemi ile
toplu hipnoz yapılıyor. Aynı yöntemleri hacı hocalar yapınca karşı çıkanlar
bugün bu soytarılığı modern yöntemlerle klise müzikleri eşliğinde yapılınca
bilimsellik oluyor.
Program boyunca insan, ruh, tabiat ana,
öbür dünya, görünmez güç, dileğinizin gerçekleşmesi için enerji, gibi kavramları
kullanmaktan kaçınmayanlar ALLAH ismini anmamaya özen göstermelerindeki amaçları
gerçekleri saptırmaktan başka niyetleri ne olabilir?
Annem bu programları seyrediyor ve içine
korku doluyor, kafası karışıyor!

& BÜYÜK BULUŞMA
Dinlerarası diyalog gibi bir saçmalığın
öncüleri tarafından yürütülen yanlı aldatmacalar serisi…
Bu programlar serisinde bahsedilen inancın
İslam olmadığını biliyoruz, programda verilen sarıklı beyaz sakallı tipleme İlah
mı?, Melek mi?, oradaki cennete – cehenneme girme kriterleri nereden alınan
ilkeler?, programı yayınlamakla halka ne anlatmak istiyorsunuz?
Birkere şunu en baştan söyleyelim ki;
Programda sürekli bahsettiğiniz iyilik konuları zaten insanlığın temel
ilkeleridir buna bir diyeceğimiz yok ancak bunu din simsarlığı altında
yapmanızın amacı nedir?
Annem bu programları sürekli seyrediyor ve
gerçek zannediyor!

& YEMEK PROGRAMLARI
Hemen her kanalda en az 10 farklı yemek
yapılabilecek malzemelerden yapılan yemekleri yapma imkanı olan kaç kişi var bu
ülkede. İmkanı olmayan kişilerin evlerinde bu yemekleri sürekli gösteriyorsunuz,
bu evlerdeki çocukların, gençlerin, yaşlıların canı cekecektir diye
düşünmüyorsunuz. Birde bunları insanların karşısında yiyip “Oooohh çok nefis”
diyorsunuz utanmadan.
Annem buradaki yemekleri kendi kafasınca
yapmaya çalışıyor, hem kendi bildiklerini unuttu hemde daha masraflı ve uğraşılı
yemek yapmak için kendini boşu boşuna yoruyor!
|
& SAĞLIK PROGRAMLARI
Bütün kanallarda yalan yanlış sağlık
programları yapılıyor. Eğer özel bir hastanenin para kazanacağı yöntemler varsa
insanları telkin ederek “Katarakt”, “prostat”, “zayıflama”, “şeker” hastaları
yapıyorlar.
Annem her sağlık programında bahsi geçen
ağrıları yaşıyor. Kalp ağrısı denince “Ah işte bendede var”, bel ağrısı denince
“Ah belim ağrıyor”, şeker hastalığı denince “Ah buda bende var” diyor. Ve annem
ayda enaz 3 defa hataneye gidiyor! |
![]() |

& EVLİLİK PROGRAMLARI
Toplumda bir yer edinememiş ve kendilerini reklam etmekten hoşlanan tiplerin katıldığı evlilik programlarındaki kişilerin anlattıklarını gerçek sanan annem bana oradan kız bulmaya çalışıyor! Yapma Anne bu insanlar gerçek değil!!!
|
& SABAH KADIN PROGRAMLARI İnsanların aciziyetlerini salya sümük ekran karşısında anlatmalarından rant elde edenler… En mahrem aile hikayelerini ekranlarda tartışmalarına müsaade edenler… Bu kişilere yardım ediyoruz diyerek rayting arttırma gayreti içinde olanlar… Yapmayın, durun ne olur. Annem bunlardan etkileniyor |
![]() |

& DETERJAN REKLAMLARI
Aynı deterjanların ambalajlarını değiştirerek çok farklı iş yapıyorlarmış gibi “ultra”, “anti...”, “beyazlar için”, “Kireç için”, vs. diye insanları kandırıyorlar. Bu deterjan kimyası sanki yeni keşfedilmiş gibi sunuluyor. Annemin eskiden arapsabunu ile yıkadıkları daha temiz oluyordu. Annem markete gidince 6 çeşit aynı temizlik maddesinin kutularına bakıp alıyor. “Anne böyle yapma” deyince de “Sen anlamazsın sus! Tv de böyle anlattılar” diyor.