Ana Sayfa
Ajans Haberleri

Group box BELGESEL YAPIMCILIĞI / YÖNETMENLİĞİ / KAMERA / KURGU / MONTAJ / SUNUCULUK / SESLENDİRME / SENARYO  / ÇİZGİFİLM / 3D ANİMASYON / FOTOĞRAFÇILIK / TV PROGRAM YAPIMCILIĞI 
KURSLARIMIZA KATILMAK / ÇALIŞMALAR İÇERİSİNDE BULUNMAK İÇİN:

“HABER YAZMA TEKNİKLERİ VE UYGULAMALARI”

 

 “Bir olayın haber olabilmesi için acaba ne tür unsurları taşıması gerekir?” sorusunun yanıtı bu haber değerlerini oluşturuyor. Bunlardan ilki kaç kişiyi ilgilendirdiği, diğerleri sırasıyla; yenilik, anilik, geçerlilik, haberin meydana geldiği yerin yakınlığı, konunun ilginç olup olmaması, konunun sıradan olmaması, konunun bir önemlilik taşıması, sevinç, mutluluk, korku ve vb. duygulara ortak olması.

 

Haber türleri dediğimizde, karşımıza birkaç kategoride tanımlanabilecek ifadeler çıkar. Kitle iletişim aracının türüne göre haber çeşitlerinin değiştiğinden söz edebiliriz. Niteliklerine ve haber olaylarına göre haber türlerini değerlendirebiliriz. “Peki haber anlatımı nedir?” diye sorarsanız; “bir olay hakkında elde edilen bilgilerin kamunun anlayacağı -buradaki kamu halkın anlayacağı- biçimde haber diline dönüştürülmesidir” diyebiliriz.

 

Bence haber, “5N-1K” formülündeki sorulara yanıt verdiği sürece haberdir. Eğer haber bu sorulara yanıt vermiyorsa bu haber eksik haberdir. Eksik haber, okurun zihninde olayın kavranması, anlaşılması konusunda soru işaretleri uyandıran haberdir.

 

Haber yazımında kullandığımız birtakım teknikler var;

Bunlardan ilki en çok haber tekniği olarak bilinen “ters piramit tekniği”. Gözünüzün önüne bir ters pramit şekli sonra da bunun ters çevrilmiş halini getirin. Haber yapma tekniklerinin en eskisi ve en çok kullanılan türü. Sanıyorum bundan sonra da en çok kullanılacak olanı budur.

İnternet yeni bir haber yazma tekniği getirdi; ters piramit yine orada da kullanılıyor. Bu “bilgilerin, hedef kitlenin ilgisine göre en önemliden daha az önemliye doğru sıralanması şeklinde” yazılan bir teknik. İlk kez telgrafla haber geçmek için geliştirilmiş olan bir teknik. Bu nedenle haberin en önemli bilgileri en başta veriliyor. Telgrafta eğer tellerde ya da hatta herhangi bir arıza olursa haberin kalan kısmı geçilemezse, haberin anlamında ve bütünlüğünde bir sorun olmasın diye geliştirilmiş bir teknikti bu teknik.

 

Ters piramit tekniğinde en önemli ve en can alıcı unsurlar ön plana çıkarılacak, ikinci ve üçüncü, yani daha sonraki derecedeki önemli unsurlar birbirini izleyen bir sırada yer alacak, dolayısıyla haberin özeti başlangıçta verilmiş olacak. Ters piramit tekniği br kere okumayı kolaylaştırması, ilgiyi çekmesi, tekrarı önlemesi, haberi kesme ve genişletmeyi kolaylaştırması açılarından önemli bir teknik.

 

Ters piramit tekniğinde genellikle 20-28 sözcükten oluşan cümlelerin kurulması isteniyor. Bunun dışında bu teknikte haberin iki kısımdan oluştuğunu görüyoruz. Ters piramit tekniğinde, haberin detayları giderek az önemliye doğru sıralandığı için yazılmış haberlerin son paragraflarının atılması halinde anlamda önemli bir eksiklik oluşmuyor. Örneğin ters piramit tekniğiyle yazılmış çok klasik bir haber var burada. “Bolu’da trafik kazası üç ölü, bir yaralı” başlıklı haber. Trafik kazası nerede (Bolu’da) meydana gelmiş, nedir bu? (bir trafik kazası ) Haberin olmazsa olması gerçekleşmiş.

 

Bir başka tekniğimiz dikdörtgen tekniği. Bunu daha çok dergilerde gördüğümüzü söyleyebiliriz. Haber yazımında ters piramit tekniğinin uygun bulunmadığı durumlarda genellikle tercih edilen bir tekniktir. Haber yapılacak bilgilerin eş değer bulunması durumunda bu tekniğe başvurulur. “Neden?” sorusunun yanıtı genellikle girişte bulunur. Ayrıntılar azalan sırada diğer paragraflarda yer alır. Dörtgen tekniğinde yazılan haberlerde paragrafların her biri eş değer olduğu için okuyucu haberin hepsini okumadan tamamını anlayamaz. Daha çok dergi haberciliğinde kullanılır. “Dörtgen tekniğine” “kare tekniği” diyenler de var. Örnek olarak “Aktüel”i verebiliriz.

 

Bu gibi dergilerdeki haberlerde gazetelerin ilkelerini de görebiliriz arkadaşlar: “Kumar kenti Diyarbakır.” Diyarbakır’da yaşanan olayları anlatan bir haber, eski bir haber bu ama geçtiğimiz günlerde bu haber yeniden gündeme geldi.

 

Bir başka teknik “ters piramitin”, tam tersi “düz piramit” tekniğidir. Bu sefer ne yapıyoruz? Ayrıntıdan başlayarak haberi tamamlamaya çalışıyoruz. Haber bir öykü tarzında başlayacak ve ilk verilecek olayın detayı daha sonra haberin sonuna doğru okla sunulacak. Ters piramit tekniğinin esası olan girişte haberin sonucunu vermezken, düz piramit tekniğinde sonuca ulaşma, ancak haberin sonunda mümkün olacak. İlgi çeken konular bu teknikle daha iyi haber haline getiriliyor. En çok dergi haberlerinde kullanılan bir teknik. Burada bir örnek verelim. “Kadınlar sanıldığı kadar sadık değilmiş” başlıklı bir haber. “Dünya genelinde yapılan bir araştırma kadınların erkeklere oranla eşlerini daha fazla aldattıklarını ortaya koydu” Bu haberin detayında da bu araştırmadan ayrıntılı bir biçimde söz edilecek. Bir başka haberde, Kars’tan söz ediliyor. “Kars…Türkiye’nin bir ucu. Kar, bozkıra yenik düşmüş, yedi köşeli. Ama aydınlık bir gün. Kuzeybatısında Allahüekber, güneyinde da Aras dağları yükseliyor. Burası bir dönemler ’Kafkas’ların Paris’i’ diye anılırmış….“ Devamında da Kars ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.

 

Serbest yazım tekniği. Acaba bir teknik midir, değil midir? Tam olarak tanımlanmış da değil ama özellikle televizyoncular bunu çok uyguluyorlar. İçinden geldiği gibi bir konuyu aktarmak da diyebiliriz. Çünkü bunun belirli bir kuralı da bulunmuyor. Bu tür haberlerin, reyting savaşı veren televizyonların haber programlarında yoğun olarak kullanıldığı; izleyicilerin olayı görmüş ve yaşamış gibi habere dahil edilmesi yönünde bir haber kurgulamasına girişildiği anlaşılıyor.

 

Bir başka teknik yine radyo televizyonda kullandığımız “konuşma dili tekniği”. Sıcak haberler aktaran radyo ve televizyon haberciliğinde yaygın olarak bu tekniğin kullanıldığını görüyoruz. Haberlerin aynen birine aktarıyormuşcasına başka bir deyişle biriyle konuşurmuşcasına sunulduğu bir tekniktir bu. “Konuşma dili tekniği”nin temel ilkeleri konuştuğunuz gibi yazın ya da yazdıklarınızı sesli olarak okuyun biçiminde tanımlanmakta. Sunucuların izleyenlerine “şimdi ne olduğunu duyduğunu ya da gördüğünü aktarması” bu tekniğin esası. Konuşma dilindeki gibi basit ve kısa cümlelerle yapılan bu anlatımda, edilgen cümlelerden yararlanılıyor. Dolaylı anlatım yaygın bir şekilde bu haberlerde görülüyor. Kelime zenginliği yerine daha az kelimeyle daha çok bilgi aktarılmaya çalışılıyor.

 

Bence haberin en önemli kısmı haberlerin girişleridir. Haber girişleri haberin okunması, dinlenmesi açısından önem taşır. İlk bölüm ilgi çeker, haberi okutur ve dinletir. “en iyi haber” birinci cümlesinin ikinci cümlesini okutan haberdir. En iyi haber sonuna kadar bütün cümlelerini izleten, bir şekilde birbirini izleyerek okutturan haberdir. Bir haberi sonuna kadar okuyorsanız en iyi haber odur, daha iyi haber yoktur. haber “okuyucuya çekilmiş bir telgraftır ve bu telgrafın parasını okuyucu öder.”

 

 “Acaba gördüğüm, duyduğum bu olayı en yakın arkadaşıma anlatsam, söze nasıl başlardım, ona ilk önce ne söylerdim? ” sorusu haberimizin giriş cümlesini oluşturacak. İkinci sihirli ipucu ise, “Bu olay, ne haberi? Biz ne haberi yazıyoruz?” sorusu olacak. Bu soruyu eğer kendimiz yanıtlarsak haberimizin giriş cümlesi kendiliğinden ortaya çıkmış olacak. Haber girişi içinde çeşitli tekniklerden söz edebiliriz. Bunları sırasıyla görelim:

 

Bunlardan ilki ve yaygın olarak kullandığımız teknik “özetleyici haber girişi”. Haberin birkaç ögesinin birden önemli olduğu durumlarda özetleyici girişte bulunuyoruz. En basit yöntemi 5N-1K formülü yanıtlanması şeklinde oluyor. Örnek verelim hemen. “Karaman’da yolcu otobüsüyle otomobil çarpıştı dört kişi öldü, altı kişi yaralandı. Otobüs şoförü olay sonrasında gözaltına alındı.”

 

Bir başka giriş tekniğimiz “tanımlayıcı giriş tekniği”. Burada haberin en önemli öğesi “kim ve ne?” sorusudur. Buna biz tanımlayıcı giriş diyoruz.

 

Bir başka giriş tekniğimiz “genelleyici haber giriş tekniği”. Burada da yine klasik bir biçimde gazetelerde gördüğümüz “kış yüzünü göstermeye başladı, yollar yine kan gölü” gibi, daha yerel bir ifadenin haber girişinde bulunduğunu görüyoruz.

 

Bir başka giriş tekniğimiz “ayrıntılı giriş”. Haberde geçen bir ayrıntının ön plana çıkarılmasıyla bu giriş tekniği gerçekleşiyor. Örneğin, bir deprem haberinde depremde yaralanan bir çocuğun öyküsüyle habere başlanması, dramatik bir ayrıntının ön plana çıkarılması. Bir örnek verelim. “Zehra henüz üç yaşında, dün yaşadıklarını ise belki bir ömür boyu hafızasına taşıyacak” Bir başka haber “Bundan 43 yıl önce başlayan uzay macerası yine aynı rampadan kalkan bir roketle yeni bir döneme girdi” Bu da gazetelerimizde sıklıkla gördüğümüz bir giriş tekniği.

 

Alıntı girişi özellikle demeç haberciliğinde en sık kullanılan yöntemdir. Kamuya yönelik toplantılarda da bu tür bir giriş yapmak daha etkili olabiliyor. Bu teknikte alıntı yapılan kişinin adıyla birlikte söylediği sözlere de tırnak içinde yer veriliyor. Örneğin “Cumhuriyeti hak ediyor muyuz? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı? diyoruz”. Bu sorunun sahibi 19 Mayıs Üniversitesi tarafından düzenlenen “Bir Tutkudur Cumhuriyet” programında konuşan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan.

 

Bir başka giriş tekniğinde ise, -Benim en sevdiğim giriş tekniği- haberin ilk cümlesi bir soru olacak, ikinci cümlede bu soruya yanıt aranacak. Soru genellikle haberin en önemli ayrıntısına işaret edecek. “Duygularınızı bastırmak için mi yemek yiyorsunuz? Uzun vadede kilo verebilmek için duyduğunuz her reçeteye sarılıp bir diyetten diğerine atlamak yerine, öncelikle sizi yemeğe iten şeyin ne olduğunu bulun”. Bir başka soru giriş tekniğiyle yazılmış haber görüyoruz burada da. “Zıtlık tekniği”. Haber girişlerinde tercih edilen yöntemlerinden birisi. Örneğin, “Kadınlar ellerinin hamuruyla tamire el attılar”. “Ojeli parmaklar tamir aleti kullanmayı boya-badana yapma kursunda öğreniyor”.

 

Yurtdışında çok kullanılan, ancak bizde de pek yaygın olmayan bir diğer teknik. Haberlerin girişinde doğrudan okur ya da izleyicilere seslenilen ve onların habere katılımını sağlayan bir giriş tekniği. Bu teknikte daha çok serbest yazım tekniği uygun görülüyor. Bu teknik bazı editörlerce de uygun bulunmuyor. Örneğin, “O şarkıyı siz de duymuşsunuzdur. Gençliğin ne demek olduğunu belki de o şarkıdan öğrenmişsinizdir. Bir sabah yaşınız sorulduğunda artık dolu dolu otuz rakamını söylediğinizde, saçınızdaki ilk beyazlar, göz çevrenizdeki ilk kırışıklıkları aynada fark ettiğinizde zınk! diye anlamışsınızdır gençliğe vedanın ne demek olduğunu”. Burada anlatılacak olan “gençliğe veda şarkısı” değil, bu şarkıyı yazan kişinin hayatından bir kesitin ortaya çıkarılması.

 

Yine dergi haberlerinde sıklıkla rastladığımız bir başka giriş tekniği “öyküleyici haber giriş tekniği”dir.

Bir ya da birkaç paragrafla okurlara temel noktalarının anlatıldığı girişte, haber olayının kahramanı ilk paragrafta tanımlanır. Daha çok dergi ve televizyon haberciliğinde kullanılır. Öyküleyici girişte etkili bir gözlem yeteneğine ihtiyaç vardır. Başarılı olmak için görülen, duyulan, koklanan, tadılan ya da dokunulan şey haberin konusu olacaktır. Haber kaynaklarıyla görüşürken nasıl davrandıklarını, gözlemini en ayrıntılı bir biçimde yapmamız gerektiği öyküleyici girişte söyleniyor. Bir örnek var burada “Genç yaşta hamile kalmak, sokakta yürürken serseri bir kurşunla vurulmak ve bebeğini düşürmek” vs. diye birinin yaşadıklarından söz ediliyor.

 

Bir başka teknik “Konuşma dili tekniği” Sıcak haberler aktaran radyo ve televizyon haberciliğinde yaygın olarak kullanılır. Haberlerin sesli olarak birbirine anlatıyormuşçasına sunulduğu bu teknik, karşıdaki insanlarla konuşuyormuş gibi yazma temeline dayanır. Örneğin, “Adana’da akıl almaz facia... şimdi bunu dinleyeceksiniz”.

 

Daha sonra haberin gövdesi gelir. Haberlerin girişinden sonra giriş ifadesinin açıldığı ayrıntıların işlenmeye başlandığı ve diğer ögelerle detaylara yer verildiği bölüme “haberin gövdesi” diyoruz.

 

Haber sonlandırmak da önemlidir. Her haberde buna rastlamasak da genellikle haberde son cümlelerimiz bizim için geçmiş hakkında bilgi veren ya da geleceğe yönelik duyurum ya da sonuç yargısı ifade etmelidir. Örneğin, bir olay anlattık bu olayın sonunda da, haberimizin sonunda da son cümle şunlar olabilir; “Toplantı ödüllerin verilmesiyle sona erdi.”

 

Haberde kullanılan yüklemlerin çeşitliliği de bizim açımızdan önemlidir. Ellinin üzerinde belki daha fazla sayıda doğrudan ya da dolaylı anlatım yükleminden söz edebiliriz. Bunlar hepinizin bildiği gibi haber artırırken kullandığımız yüklemlerdir. Bunları; söylemek, şöyle demek, şunları söylemek diye konuşmak, bildirmek, bilgi vermek, kaydetmek, şunları kaydetmek, vurgulamak, açıklamak, anlatmak birşeyler diyerek ifade etmek, şunları ifade etmek, ifadesini kullanmak, üzerinde durmak, dile getirmek, şu görüşlere yer vermek, duyurmak, iddia etmek, ya da ileri sürmek, şeklinde konuşmak, belirtmek, söylemekle işaret etmek, hatırlatmak, sözlerini şöyle sürdürmek, şöyle devam etmek, konuşmasını ya da sözlerini şöyle tamamlamak, sözlerini eklemek, sıralamak olarak sayabiliriz. Örneğin “Fransa’da yayımlanan Liberation Gazetesi, Türkiye’deki genel seçimle ilgili olarak ”…” yazdı. gibi.

 

 

 Haberlerde dili geçmiş zaman kalıbı kullanıyoruz. Eskiden “miş”li geçmiş zaman kullanılıyordu. Devam eden olaylar için şimdiki zaman ya da geniş zaman kullanılacak. Zaman içinde gelişecek olaylar içinde gelecek zaman tipini kullanacağız.

 

Haber yazmanın temel bir amacı var o da bilgileri, düşünceleri, fikirleri okuyuculara aktarmak. Bu nedenle haberler olayları birinin ağzından aktarıyormuşcasına yazılmalı, haberler doğru, kısa ve kolayca anlaşılır olmalı. Haber yazımından önce elde edilen bilgilerin bir kez daha gözden geçirilmesinde yarar var.

Haber yazmaya başlamadan önce lütfen elinizdeki bilgilerin bütün sorulara yanıt verip, vermediğinden emin olun. Ondan önce haber yazmaya girişmeyin, çünkü girişirseniz o soruları biraz sonra unutacaksınız.

 

Haber yazımında muhabirin masasında mutlaka bulunması gereken iki şey var. Bunlardan bir tanesi yazım kılavuzu, bir diğeri de Türkçe sözlük. Muhabir bir olayı sözcüklerle anlatan kişi olarak yazısına özen gösteren kişidir, imla kurallarına da hakim olmalıdır. Daha sonra haberin hangi teknikte yazılmasına uygun olacağına karar vermeli ve buna uygun giriş tekniği çerçevesinde habere giriş yapılmalı ve haberi yazmalıdır.

 

Haberin objektifliği. Haberin objektifliğini sağlayan bir sürü kriterden söz edilebilir ama bunlardan ilki netliktir. Netlik, haberde adı geçen kişilerin kaynaklarının net bir biçimde ifade edilmesi anlamına gelir. Bilinmeyen bir kaynaktan ya da bilmem nereden duyulduğu biçimde bir anlatım hiçbir zaman objektif olmaz. Adları yazılan kişilerin soyadlarını da unutmamak gerekiyor. Haberin kaynağını mutlaka belirtmek gerekiyor.

 

Haber yazımında etkin fiiler kullanılmalı mümkün olduğunca sıfat ve zarfların kullanımına dikkat edilmeli. Haberde daha somut tanımlamalara yer verilmeli. Örneğin “Büyük bir alan, büyük bir kalabalık, çok kalabalık bir kitle” yerine, bunlar kaç kişi ise ya da ne kadar ise net bir biçimde ifade etmemiz gerekiyor.

 

Haberde sözcük seçimi de önemli. Yani siz istediğiniz sözcüğü, istediğiniz biçimde haberde kullanamazsınız. Haber metinlerindeki cümleler uzatılmamalı, gereksiz sözcükler kullanılmamalı, süslü anlatımlardan uzak durulmalıdır. Çünkü haber bir edebiyat değildir ve hedef kitlesi de herkestir. Haber yazarken söylemi zor sözcüklerden kaçınmak gerekir. Sıcak, sevecen kolay yazılan ve söylenen yaygın halk dilindeki sözcükler tercih edilmelidir. Kısa ve bilinen kelimelerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Anlamı bilinmeyen sözcükler kullanılmamalıdır. Haberde “bunlar, şunlar” gibi ifadelere yer verilmemelidir. Bu tür zamirler yerine, kim oldukları açık bir biçimde yazılmalıdır. Bu arada “bilindiği gibi”, “öte yandan” gibi sözcüklerden de haber yazarken kaçınılmalıdır. Satır başı yapmak bu sözcüklerin yerini tutmaktadır. Bir süre deyimi haberlerde belirsizlik oluşturur. “Bir süre” yerine tanımlı bir süre vermek daha anlamlı olacaktır.

 

Bir başka belki dikkat edilmesi gereken nokta da şu: Hayvan ve eşyalar için çoğul kullanmamak gerekiyor. “Köpekler saldırıyorlar” yerine, “köpek saldırıyor” denilmelidir. Örneğin, “hayvanlar ölmez”, “hayvanlar telef olur”, “Selde üç bin baş koyun telef oldu” demek gereklidir. Aracın cinsi “özel otomobil, minibüs, kamyon, vapur” neyse onu belirtmek gereklidir. Yargı kararı kesinleşmeyen kişi için “suçlu” denilmemeli bu kişi için “zanlı” ifadesi kullanılmalıdır. Bomba, silah, mermi gibi cisimler yakalanmaz, bunlar ele geçirilir ya da bulunur. Sanık ya da zanlılar ele geçirilir, yakalanır. Tutuklama kararını mahkeme yani hakim, yargıç verir, polis ya da jandarma gözaltına alır, Savcılık soruşturma yapar, savcılık mahkemeye tutuklama ya da serbest bırakılma önerisinde bulunur.

 

Tutuklama kararıyla ilgili konu gazetelerde, özellikle yerel gazetelerde biraz karışık. Tutuklama kararı gıyabi ya da vicahi olarak gerçekleşir. Gıyabi tutuklama sanığın arkasından verilir, vicahi tutuklama ise sanığın yüzüne karşı karar okunarak verilir.

Bir sanık hakkında verilen gıyabi tutuklama kararı sanık yakalandığında yüzüne okunarak vicahiye çevrilir. Bir demeci ya da konuşmayı haber haline getirirken konunun özünü yazmaya çalışmalı, tırnak içinde verilecek sözler birkaç cümleyi geçmemelidir. Aynı sözcük bir cümlede bir kez kullanılmalıdır. Aktarma istemlerini geniş bir yelpazede ve çeşitlilikte kullanmakta yarar vardır. Haber aktarımında olumlu olunmalı, olumsuz kelimelerle anlatımdan kaçınmak gereklidir. “Olmamaktadır”, “edilmemektedir” yerine “yapılmak istenmiyor, yapılmaktan kaçınıyor” gibi ifadeler kullanmak daha doğrudur. Bazı aktarma yüklemlerini kullanırken daha dikkatli olmakta da yarar vardır. Örneğin, “ileri sürdü, savundu” gibi yüklemlerde savunulacak bir fikrin haber kaynağına ait olması gerekiyor. “Açıkladı” yükleminde ise haber kaynağını açıklama yapmaya yetkili bir kişi olmasına özen göstermemiz gerekiyor. Haber yazarken “Çok oldular, iğne atsan yere düşmez” gibi sıradan tanımlardan kaçınmamız gerekiyor.

 

Haber cümleleri doğru, kısa ve kolayca anlaşılır olmalıdır. Cümleye zaman belirten ifadelerde başlamaktan kaçınılmalıdır. -özellikle eskiler bunu daha çok vurguluyordu ve yapmamaya özen gösteriyordu- Örneğin: “25.12.99 tarihinde başlayan kongre.. ” yerine, “önceki gün başlayan kongre…” şeklinde bir tanım daha anlamlı olacaktır. Cümleye sayı belirten ifadelerle başlamaktan kaçınmak gerekir. “Beş gün sürecek kongre” yerine, “Kongre beş sürecek” demek daha anlamlıdır. “Beşyüz kişinin katılacağı gösteri” yerine, “Gösteriye beşyüz kişi katıldı” demek daha doğru. Rakamlı ifadelerde ne yapacağız? Karşımıza herhangi bir rakam çıktığında bunun okunuş biçimini yazmak düz anlatımla daha doğru olacaktır.

 

Her ne kadar bitmiş sayılsa bile haber yazıldıktan sonra muhabirin kendi kendine “acaba bu haberle ilgili daha başka hangi unsurlara yanıt verilmesi gerekliydi” ya da “bu haberde hangi sorulara yanıt vermedim?” biçimindeki sorularla haberin bir kez daha kontrol edilmesi yararlıdır. Her haberin bitiminde yapılabilecek ikinci bir denetim de “acaba yazdığım cümlelerden hangilerini atarsam anlam bozulmaz? ” ve bir diğeri de “bu cümleden hangi kelimeleri atarsam anlam bozulmaz” biçimindeki sorularla haberdeki fazlalıkların hafifletilmesidir.

 

Bir görüş, haberde objektifliğin olamayacağını savunuyor. Çünkü “insan nesnel bir varlık değildir” deniyor. İkinci görüş ise “en azından buna yaklaşılabilir ve birtakım ilkelerinden söz edilebilir” deniyor. ABD’de liberal basın anlayışının hakim olduğu ve bu işin çığrından çıktığı günlerde, 1980’lerin başında, ’Toplumsal Sorumluluk Kurumu’ adı altında gazeteciler bir araya gelerek birtakım ilkeler belirlediler. Bugün biz sorumlu gazetecilikten söz ediyorsak aslında atıfta bulunduğumuz şeyler o toplumsal sorumluluk kuramına dayanıyor. Toplumsal sorumluluk kuramının da getirdiği objektiflikle ilgili bazı ilkeler var.

Birincisi haberi yazarken mutlaka kaynak göstereceksiniz. İkincisi denge. Haberde karşıt görüşlere mutlaka yer vereceksiniz. Karşıt görüşlere yer vermediğiniz haber, haber olmaz, ne kadar çok karşıt görüşe yer verirseniz haberiniz o kadar objektifliğe yaklaşır.


HABER NEDİR?

Haberin çıkış kaynağını temeli, dedikodu ya da söylenti olarak nitelenebilir. Evin erkeği işine giderken gördüğü trafik kazasını karısına, o da arkadaşlarına anlatırsa, bu bir haber iletmedir. Ancak belirtilmek istenen haberden temel farkı, araya giren kişilerin yorumlarını da kapsayacağı için ayrıntılar belli bir süre sonra bazı kişilerin ağızlarında, gerçekle olan ilintilerini kaybedeceklerdir. O zaman haberi; gerçeğin ve ayrıntıların en tarafsız gözle aktarılmasıdır şeklinde tanımlamak daha tutarlı bir tanımlama olacaktır.

TELEVİZYONDA HABERLER

Televizyonda seyircilere aktarılan haberlerin özü ve kaynağı aynı olmakla birlikte yazılı haberlerden (örneğin gazeteler) en önemli farkı, habercinin kendi anlatım eksiklik ya da fazlalıklarını da kapsamasıdır. Bütünüyle tarafsız bir gözle bile yayına verilen bir haberde, mutlaka bir eksiklik vardır: görüntü yoksunluğu. Başbakanın yaptığı önemli bir konuşma, gazetelerde her hangi bir değişikliğe uğramaksızın çıkar çıkmasına ama, başbakanın ifadeleri ve demecini verirken takındığı tavır, ne aktarabilir niteliktedir ne de doğru izlenebilmiştir gazeteci tarafından. Öte yandan televizyonda kamera büyük bir duyarlıkla görüntüyü saptamış ve eğer bir yorum gerekiyorsa bunu da seyirciye bırakmıştır.

Bir büyük yangın ya da isyan olayı, gazetelerde habercinin kendi niteleme sıfatlarıyla güçlenir ve gazete haberi olur. Televizyonda ise böyle bir habere metin bile yazmaya gerek yoktur, görüntüler, kendi kendilerini anlatır.

Haberci için televizyona haber aktarırken, birlikte göstereceği filmi, fotoğrafı vb., çekmek ya da bulmak en önemli sorundur.

HABER SPİKERİ

Haberleri okuyan kişi güven verici görünümü ile izleyici de olayları sanki kendisi biliyor da anlatıyormuş gibi bir izlenim bırakmakla birlikte; kişiliği, haberlerin niteliğinden ağır basmalıdır. Seyirci, spikerin okuduğundan çok giydiği ile ilgileniyorsa haberin amacı bitirilmiş, en azından geriye itilmiş demektir.

“Haberci” : Sorumluluğunun bilincinde, nesnel ve tarafsız, görüntüsü ile metnini dengede tutan kişidir.

 

YAYIM NEDİR?

Kitap, gazete gibi okunacak materyallerin basılıp dağıtılması; her hangi bir eserin radyo ve televizyon aracılığıyla dinleyenlere ya da seyircilere ulaştırılması sürecidir.

Yayım, hedef kitleye ulaştırılacak her türlü bilginin, düşünce aşamasında eser haline dönüştürülmesine, hedef kitleye sunulacak biçime getirilmesine kadar geçirdiği üretim aşamalarını içeren bir süreçtir. Bu süreç sonunda kitleye, bir iletişim aracı kanalıyla ulaşan bilgi, yayımdır. Her yayın, bir yayım sürecinde hazırlanmakta ve okura/dinleyiciye izleyiciye ulaşmaktadır.

 

HABER – RÖPORTAJ YAZI TÜRÜ NEDİR?

Haber ile röportaj tekniklerinin birleştirildiği bir yazı tekniğidir.

Belirli bir haber konusunda ön hazırlık yaparak, yetkili ya da ilgililerle görüşerek bunları, haberden daha uzun olarak ve soru cevap olarak değil de haber anlatım üslubuyla verildiği haberlerdir. Aslında her haber belirli bir araştırmayı gerektirmektedir. Ancak haber – röportaj türündeki yazılar, haber ile röportajı birleştirildiğinden farklı bir yapısı söz konusudur.

 

RÖPORTAJ

Bir Muhabirin belli konudaki sorularına görüşme yoluyla yanıt aramasıdır. Yüz yüze ya da telefonla yapılabildiği gibi dolaylı olarak yazılı da gerçekleştirilebilir. İnternet üzerinden de röportaj yapılabilmektedir. Bu yöntemle röportaj yapılan kişinin kişisel görüşlerine başvurulur.    

 

 

RÖPORTAJ NASIL YAPILIR?

Habercilik, doğru soruları sorarak, doğru yanıtlar alıp bunları kamuoyuna duyurma sanatıdır ama işin ilk adımı, bilgileri toplamadır. Bunun yöntemlerinden biri de röportajdır.

İster yüz yüze, ister telefonla, isterse de yazılı yapılıyor olsun röportaj yapmanın genel ilkeleri şöyle sıralanabilir :

Röportajdan önce mutlaka yeterli bilgileri toplamaya özen gösterilmelidir. Konu hakkında ve görüşmenin yapılacağı kişi hakkında edinilecek bilgileri içeren “ön çalışmanın” iyi yapılması röportajın sağlıklı geçmesinin ilk şartıdır.

İkinci adım soruların hazırlanmasıdır. Sorular genel hatlarıyla bir yere not edilebilir. Bu sorular yeni bilgiler almaya yönelik, eldeki bilgileri doğrulatmaya yönelik ya da daha önce yayımlanmış bilgileri yalanlamaya yönelik olabilir. Sorular karşı bir tavrın ifadesi olmamalıdır ve kendi görüşlerinizi içermemelidir. Röportajdan önce en az beş sorunun hazırlanması uygundur.

Kişisel görüş ya da siyasal eğilimler olaylara soğukkanlı, nesnel ve tarafsız bakılmasını engellememelidir.

Görüşmeye küçük bir selamlaşma ve sohbetle başlanır. Doğrudan konuya girilmemelidir.

Görüşmeye başlanıldığında öncelikle kimliğinizi doğru bir şekilde tanımlamanız gerekmektedir. Kim olduğunuzu ve amacınızı açıkça belirtmeniz önemlidir.

İlk sorudan başlayarak önemli olanın soru sormak değil, sorularınıza yanıt almak olduğunu unutmamalıdır.

Haberin, sorulara verilen cevaplarda oluşacağı bilinerek soru sormaktan korkulmamalıdır.

Bunun için öncelikle daha genel sorulardan başlayıp karşınızdakini sizi tanımasına ve size açılmasına fırsat tanınmalıdır.

Daha özel sorular görüşmenin ortalarına saklanmalıdır ki, meydana gelecek ilişkinin üzerine bunlara daha samimi cevaplar verebilsin.

Kaynağın yanıtlamaktan kaçındığı sorularda ısrarcı ya da zorlayıcı olunmamalıdır. Bu soru belki daha sonra başka bir ifade biçimiyle de sorulabilir. Bu durumlarda kaynağı rahatlatmak da bir başka tek­niktir.

Kendi duygu ve düşünceleriniz görüşmenize ortak edilmemelidir. Bir görüşme, asla bir tartışma değildir, karşınızdakinin fikirlerini öğ­renmek için sizin isteğinizle gerçekleştirilmektedir.

Resmi değil, ama argo da olmayan saygılı bir dil ve üslup kullanma­ya dikkat edilmelidir.

Kaynağa kendinden ve istediği şeylerden söz etmesine fırsat veril­melidir. Ancak konuşmanın odak noktasından fazla uzaklaşmasına da izin  verilmemelidir. "Bu söyledikleriniz çok ilginç ama benim asıl öğrenmek istediğim şey..." gibi bir ifadeyle konunun dağılmasını önlenmelidir.

Konu ve röportaj üzerindeki yönlendirme elinizde olmalıdır. Kayna­ğın, yönlendirmeyi eline geçirmesine sorularla engel olunmalıdır. Aksi takdirde, röportajda istenilen hedefe ulaşılamaz; görüşülen ki­şinin kendi söylemek istediklerine mahkum kalınır.

Sorular ve cevaplan unutulmamalıdır. Cevabına ulaşamadığı düşü­nülen soru başka bir ifadeyle yeniden sorulmalıdır.

Görüşmede adı geçen kişi ve kurumlara cevap hakkı doğuracak du­rumlarda kaynağa, bu sözlerini bir daha doğrulatmak ve teyit için bir kez daha sormakta yarar vardır.

Görüşmenin sonunda gerginliği önleyecek ve mutlu sonla bitirecek sorular sorulmalıdır. Sizi doğru ve iyi hatırlamasına yardımcı olacak sorularınız olması iyi olacaktır.

Bilgi alınabilecek başka kaynaklar olup olmadığının da sorulması gereklidir.

Görüşmenin nasıl haber yapılacağına ilişkin sözler söylenilmemeli ve verilmemelidir.

Görüşme, yeniden görüşme dilekleri ve teşekkürlerle tamamlanmalıdır. Bir telefon numarası ya da kartvizit alınması unutulmamalıdır.

Bazı kaynaklar, "Röportajı yazdıktan sonra bir de ben okuyayım. Yanlış bilgi olmasın!" isteğini iletebilirler. Gazetecilik etiği içinde, hiçbir haber, ilgili kaynağına gösterilip onay alınma mecburiyetinde değildir. Habercinin de yazdığı haberi yayımlanmadan önce haber kaynağına göstermesi, kaynağın haber üzerinde etkide bulunmasına yol açabilecek sakıncalar doğurabilir. Bu tur durumlar genellikle, görüşme sırasında kendi söylediklerine güvenmeyen kişiler tarafın­dan öne sürülebilmektedir. Eğer haber kaynağı, kendine güven soru­nu yaşıyorsa, o taktirde kendisinden yazılı olarak bilgi alma, eş de­yişle yazılı röportaj yapma yöntemi önerilebilir.

HABERCİNİN GÖREVİ NEDİR?

Habercinin görevi olayı gerçeğe en yakın bir biçimde aktarmaktır. Bunu yaparken de gereksiz ayrıntıları atmak, ayıklamak, özetlemek, kısaltmak, gerekirse düzeltmek, basitleştirmek, ilginç ve çarpıcı kılmak, daha da anla­şılır hale getirmektir.

HABER ANLATIMI NEDİR?

Bir olay hakkında elde edilen bilgilerin, kamunun anlayacağı biçimde ha­ber diline dönüştürülmesidir.

Haber toplama teknikleriyle elde edilen bilgilerin haber haline getiril­mesi özel bir çalışma alanı oluşturur. Bir haber anlatımı, sözlü ya da yazılı olsun belirli kurallara bağlıdır. Her haberde haber öğelerinin mutlaka bulunması gerekirken, yazma teknikleri değişmektedir.

Yanıltıcı Reklam ve Yalan Haber...

 

 Pek çok şeyin altüst olduğu yılları artık geride bıraktığımızı kabul ederek medyanın sağlıklı olması yolunda neler yapılacağına göz atmak ihtiyacını duyduk. Daha doğrusu dürüst reklamcılık konusunda riayeti mecburi ilkeleri inceledik. Bunlar meslek kuralları olarak yıllar önce kaleme alınmış ve o günden bu yana az çok uygulanmıştı. Ancak her şey biraz daha karmaşık hale geldi. Özellikle gazetelerimiz arasında başlatılan promosyon savaşıyla inançların büyük bölümü yıkılıp gitti.

İstanbul Ticaret Odası arşivlerinde bir belge bulunuyor. Dürüst reklamcılık konusunda riayeti mecburi karar başlığını taşıyan bu belgede kararın amacı şöyle açıklanıyor;

 

İşbu mesleki karar haksız rekabetin önlenmesi, mesleki ahlak ve dayanışmanın tespiti tüketicinin korunması, halkın reklamcılığa güvenini ve ticaret ve sanayinin genel menfaatlere uygun surette gelişmesini sağlamak için çıkartılmıştır.

 

Bir başka maddede ise şunlar yazılı:

İşbu mesleki karar, reklamla ilgili bütün tarafların (reklam veren, reklam ajansı, reklam mecraları) uymaları gereken ticari ahlak ve dürüst davranış kurallarını tespit eder.

Temel ilke olarak bu kuralların amacı, bütün reklamların yasalara ve genel ahlaka uygun dürüst ve doğru olmasını sağlamaktır.

 

Ve ardından bir takım maddeler geliyor. Bunlar içinde en önemlileri el- bette tanımlar, reklamcılığın uyacağı genel esaslar. Buralarda adaba uygunluk ve dürüstlükten söz ediliyor. Örneğin yedinci madde reklamların, tüketicinin güvenini kötüye kullanmayacak veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar etmeyecek şekilde uygulanacaktır deniliyor.

Gerçeğe uygunluk konusunda ise pek çok koşul var, bunların içinde garanti de yer alıyor. Onuncu maddede ise karşılaştırmalar yapılamayacağı yazılı.

"Reklamlarda karşılaştırmalar, tüketiciyi yanıltacak şekilde ve dürüst reklam ilkelerine aykırı olarak yapılamaz. Karşılaştırma yapılan hususlar, doğrulanabilir gerçeklere dayanmak ve dürüstlükle seçilmek zorundadır" diye belirtiliyor.

 

On ikinci madde ise tahkir ve küçük düşürmeye yer verilemeyeceğini açıklıyor. O kadar ki; alaylı ifade kullanmak bile yasak. Bir başka madde ise taklit yapılamayacağına yönelik on beşinci maddede reklamlar başka reklamların genel kompozisyonunu, metnini, sloganını görüntü düzenini, müzik ve ses efektlerini, tüketiciyi yanıltacak veya karışıklığa yol açacak biçimde taklit edemez deniliyor.

Satışı teşvik edici girişimlerde taahhütname gerektiğini gösteren madde de var.

 

Mesleki kararın uygulanması için reklamların işbu mesleki karara uymadığını oda üyeleri ve tüketiciler odaya şikayet suretiyle duyururlar diye yazılmış. Bu arada metinde uyarma cezasının verileceği ve reklamın durdurulmasının istenebileceği de kaydedilmiş. 38. maddede böyle hallerde uygulanacak yedi hüküm var. Bunlar içinde tekzip de olduğu gibi yalanlamanın yapılacağı veya para cezasına hükmedileceği de belirtilmiş. Bununla da yetinilmemiş reklamcılıkta dürüst olmayanın kamuya duyurulacağı da ilave edilmiş.

Ortada böyle bir belge mevcutken gördüğümüz veya okuduğumuz reklamların kural dışı olup olmadıklarını tartışmaya gerek var mı? Başta gazetelerimizin reklamları olmak üzere pek çok yayında bu kurallar çiğnenmekte, kimse de bundan rahatsız olmamaktadır. Örneğin bu koşulları saptayan Ticaret Odası bile kılını kıpırdatmamaktadır. Meslek kuruluşları rahatsız değildir. Reklamcılar Birliği ve benzeri bir kurum ses çıkartmak istememektedir. Davacı olanlar da şikayetçi değildir.

 

Eskiden gazete manşetleri olay olur, hükümetten görevli memura kadar herkes bundan pay çıkarmaya çalışırdı. Bu sebeple gazete manşetleri büyük titizlikle atılır ve sonucu tartışılırdı, halkı galeyana getirecek kelimeler kullanılmaz, dehşet saçılmazdı. Halbuki günümüzde atılan manşetler sadece meslek yönünden değil toplum huzuru bakımından da çok önemli bir olayı vurguluyordu. Nedense kimse yine ses çıkarmadı. Anlaşılan asparagas dedikleri tür haberler geçerli olmuştu, okurların ilgisini çekmek uğruna yalan haber yazılabiliyordu. Bu arada kendimizi de suçladık.

 

Halbuki haberlerle dedikodunun farkı vardır. Birinde olayın nerede, nasıl, ne zaman, niçin olduğu ve kim tarafından yapıldığı aranırdı, yani bu unsurlar olayın doğruluğunu kanıtlayabilmek için gerekliydi. Örneğin olayın geçtiği yer mutlaka yazılır, ne zaman cereyan ettiği belirtilir ve mümkün olduğu ölçüde kimin tarafından yapıldığı ve nedeni ile birlikte nasıl yapıldığı da belirtilirdi. Şimdi bunlara ihtiyaç kalmamış olmalı. Fotoğraf altına istediği şekilde kelime uyduranlar, mizanpaj uğruna fotoğraf yanına kelimeler düzenler ve mesleğin kuralları olduğu hatırlatılırdı. Her şey biraz daha karmaşık hale gelmiş görünüyor.

Medyanın giderek kirlendiğini söyleyenlerin endişelerine katılmak gerekir.İnsanlar akıllarına geleni, istedikleri biçimde yorumlayarak topluma sunacak olurlarsa sadece belli inançlar yıkılmaz güven de sarsılır, okurun nefreti doğar. Böyle bir ortamda tiraj almak kolay olmaz. Nitekim şu günlerde çoğunluk kupon kesmek için para vermektedir. Birden fazla gazete satın alanların tamamı bilinen bir mala sahip olma arzusu içindedir. Yoksa gazete okuyanların arttığını söylemek tam anlamıyla safsatadır.

Medyanın kuralsızlığını yasakları kaldırmakla eş görenler olabilir, ancak dünyada bazı kurallar olmazsa insanlar arası ilişkileri tanzim etme şansı da yok olur.

İnsanlar yaşamlarının düzenli olması için bazı kuralları kabul eder ve ilgili mercilere bu kuralların takip edilmesi yetkisini verirler. Bu bir yasa olabileceği gibi centilmenlik anlaşması da olabilir. Ancak biz her iki halde de kendimizi başıboş sayar ve istediğimizi gerçekleştirmeye kalkışırsak yanıltıcı reklam yapar veya yalan haber üretiriz. Bu toplumun aldatılmasıdır, doğruluktan uzaklaşmaktır. Sorumlu mevkilere gelenlere uyarılarda bulunan medya kullanıcılarının da uymaları gereken kurallar vardır. Bunların bilinmesi ve takip edilmesinde büyük yarar vardır.

Bu sebeple ilgili, ilgisiz herkesi göreve çağırıyoruz ve kirlenen medyayı kurtarmaları yolunda girişimde bulunmaya davet ediyoruz. Yılbaşı günlerinde birer fidan dikerek doğayı kurtarmayı hedefleyenler, biraz da bu konulara eğilmeli ve medyayı temizlemelidirler. Aksi takdirde diktikleri fidanlar yeşermeyecek ve insanlar birbirlerini yok edercesine medyayı kullanarak sorun çıkartacaklardır.

Konu hiç abartılmadan bu derecede önemlidir. Yanıltıcı reklamın geçerli, yalan haberin önemli olduğu bir ülkede hiçbir başarı sağlanamaz. Çağdaşlıktan, büyük düşünmeden ikinci cumhuriyetten söz edenler bu konulara eğilmeli ve öneri getirmelidir. Çünkü yok olacak sadece medya değil toplumdur.